İklim Gündemi

SEFiA İklim Gündemi #92 | IEA: Küresel Enerji İncelemesi 2026

sefia-iklim-gundemi-92

Bugün, 4 Mayıs 2026.

SEFiA İklim Gündemi’nin yeni sayısına hoş geldiniz…

Bu sayıda, Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından hazırlanan “Küresel Enerji İncelemesi 2026” başlıklı raporu merkeze alıyoruz.

Yorum ve geri dönüşlerinizi bekliyoruz!

Keyifli okumalar,

* Aşağıdaki sesli özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur ve bazı detayları içermeyebilir. Tüm bilgiler için bültenin tamamını okumanızı öneririz.

Birinci Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı (Transitioning Away from Fossil Fuels – TAFF) Kolombiya’nın Santa Marta şehrinde 24-29 Nisan 2026 tarihleri arasında düzenlendi. Konferans sonrasında açıklanan eş-başkanlık değerlendirme notu, fosil yakıtlardan çıkış tartışmasının hedeflerden uygulamaya taşınmasını vurguluyor. Kolombiya ve Hollanda eş başkanlığında gerçekleşen zirvede yaklaşık 57 ülke, fosil yakıtlardan çıkışın gerekliliğini tartışmak yerine bunun nasıl planlanacağı, finanse edileceği ve sosyal etkilerinin nasıl yönetileceğine odaklandı.

  • Temel Mesaj: Konferansta ülkeler ulusal fosil yakıttan çıkış yol haritaları hazırlama sürecini destekleme konusunda uzlaşırken, finansman, borç yükü, fosil yakıt sübvansiyonlarının azaltılması ve iş gücü dönüşümü öne çıkan başlıklar oldu. Ayrıca politika yapıcılara teknik destek sunmak amacıyla yeni bir bilimsel danışma paneli kuruldu ve sürecin bir sonraki zirvesinin 2027 yılında Tuvalu’nun ev sahipliğinde düzenleneceği açıklandı.

  • Neden Önemli?: TAFF süreci, COP müzakerelerinde sık sık tıkanan fosil yakıtlardan çıkış tartışmalarına daha esnek ve uygulama odaklı bir alan açıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler için yüksek borç maliyetleri ve sınırlı mali alan dönüşümün önündeki temel engellerden biri olmaya devam ederken, bu tartışmalar COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye açısından da enerji güvenliği, sanayi dönüşümü ve adil geçiş finansmanına ilişkin politika tartışmalarını daha görünür hale getiriyor.

TAFF Konferansı kapsamında Kolombiya Çevre Bakanlığı, küresel enerji dönüşümüne rehberlik edecek ilk uluslararası bilim panelinin kurulduğunu açıkladı. Küresel Enerji Geçişi Paneli olarak duyurulan yapı, ülkelerin fosil yakıtlardan çıkış için hazırlayacağı ulusal yol haritalarına bilimsel, teknik ve ekonomik destek sunmayı amaçlıyor.

  • Temel Mesaj: Panel, karbonsuzlaşma, teknik çözümler, kamu politikaları ile finansman ve yönetişim başlıklarında çalışmak üzere dört ayrı çalışma grubundan oluşacak. Panel ayrıca yaklaşık 57 ülkenin fosil yakıtlardan çıkış planlarını hızlandıracak ortak bir bilim-politika mekanizması olarak konumlanıyor. İlk çıktılarının COP31 öncesinde politika yapıcılara sunulması bekleniyor.

  • Neden Önemli?: COP süreçlerinde sık sık tıkanan fosil yakıtlardan çıkış tartışmaları, Santa Marta ile birlikte daha uygulama odaklı platformlara kayarken, bu panel ülkelerin “Nasıl çıkacağız?” sorusuna daha somut yanıtlar üretmeyi hedefliyor. Özellikle finansman, teknolojik erişim ve adil geçiş planlaması konularında ortak bilgi üretiminin kurumsallaşması, COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye açısından da dikkat çekici. Bu gelişme, Türkiye’nin kendi sanayi dönüşümü, enerji güvenliği ve adil geçiş finansmanı tartışmalarında daha net yol haritaları geliştirmesine yönelik uluslararası baskıyı artırabilir.

Dünya Bankası tarafından hazırlanan mevcut İklim Değişikliği Eylem Planı 30 Haziran 2026 tarihinde sona ererken, hissedar ülkeler planın devamı için çözüm arıyor. ABD yönetimi bankanın kredi portföyündeki %45’lik iklim finansmanı hedefinden geri adım atmasını isterken, Fransa başta olmak üzere birçok hissedar iklim stratejisinin korunması için diplomatik girişimlerini sürdürüyor.

  • Temel Bulgular: Dünya Bankası’nın 25 hissedarından 19’u geçtiğimiz yıl bankanın iklim hedeflerinin sürdürülmesini destekleyen bildiriye imza attı. ABD, Japonya, Hindistan, Suudi Arabistan, Rusya ve Kuveyt ise bu çağrıya katılmadı. Tartışmalar yenilenebilir enerji projelerinin yanı sıra sel dayanıklı altyapı, su verimliliği ve iklim uyumu yatırımları gibi geniş bir kalkınma finansmanı alanını da etkiliyor.

  • Neden Önemli?: Mevcut tartışma, çok taraflı kalkınma finansmanının önümüzdeki dönemde temiz enerji ve dayanıklılık yatırımlarına mı yoksa enerji güvenliği gerekçesiyle daha fazla fosil yakıt finansmanına mı yöneleceğine dair önemli bir sinyal veriyor. COP31 öncesinde iklim finansmanını öncelik olarak tanımlayan Türkiye açısından da bu yön değişimi kritik olabilir.

“Cebimiz Yanıyor: Fosil Yakıtlar Haneleri ve Ekonomileri Nasıl Tüketiyor?” (Out of Pocket: The Real Cost of Fossil Fuels on Our Groceries) raporu, fosil yakıt sisteminin iklim krizini derinleştirmekle birlikte ciddi bir küresel ekonomik maliyet yarattığını ortaya koydu. 350.org tarafından hazırlanan rapora göre doğrudan devlet destekleri, vergi muafiyetleri, hava kirliliği ve iklim hasarı maliyetleri dahil fosil yakıt sektörüne aktarılan toplam kaynak yıllık 12 trilyon dolara ulaşıyor.

  • Temel Bulgular: Raporda tüketicilerin fosil yakıt bağımlılığının bedelini üç kez ödediği vurgulanıyor: vergi gelirleriyle sağlanan sübvansiyonlarla, jeopolitik krizlerle artan enerji ve ulaşım faturalarıyla ve iklim felaketlerinin yarattığı ekonomik kayıplarla. Analize göre fosil yakıt sektörüne aktarılan yıllık 12 trilyon dolar, kişi başına yıllık yaklaşık 1.400 dolarlık ek yük anlamına gelirken, bu rakam hükümetlerin küresel iklim finansmanı taahhütlerinin 100 katından fazla.

  • Neden Önemli?: Haber, enerji güvenliği tartışmasının bir arz güvenliği meselesi olmanın yanı sıra ayrıca fosil yakıt bağımlılığının kamu bütçeleri, hane halkı harcamaları ve ekonomik istikrar üzerinde doğrudan baskı yarattığını gösteriyor. Özellikle Türkiye gibi enerji ithalatına bağımlı ülkelerde bu tablo, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandırılması, fosil yakıt teşviklerinin gözden geçirilmesi ve kamu kaynaklarının adil geçiş süreçlerine yönlendirilmesi tartışmalarını daha da kritik hale getiriyor.

“Büyük Güç Değişimi” (The Great Power Shift) kampanyası kapsamında hazırlanan yeni analiz, Güneybatı Asya’daki savaşın yıl sonuna kadar devam etmesi halinde petrol ve doğal gaz fiyat şoklarının haneler ve işletmelere küresel ölçekte 1 trilyon dolara kadar ek maliyet yaratabileceğini ortaya koyuyor. 350.org tarafından hazırlanan analiz, mevcut fosil yakıt bağımlı enerji sisteminin jeopolitik krizler ve arz şokları karşısında kırılganlığı derinleştirdiğini ve bu maliyetin en büyük yükünü hanelerle kamu bütçelerinin üstlendiğini vurguluyor.

  • Türkiye Bulguları: Petrol ve doğal gaz fiyat ortalamaları ile Türkiye’nin tüketim verilerine dayanan hesaplamalar, İran savaşının ilk 60 gününde Türkiye’ye ortalama 3 milyar dolar ek maliyet yarattığını gösteriyor. Artan gübre ve gıda fiyatları, üretim kayıpları ve enflasyon gibi dolaylı etkiler hesaba katıldığında toplam maliyetin daha da yükselebileceği belirtilirken, aynı dönemde petrol ve gaz şirketlerinin küresel ölçekte 150 milyar doların üzerinde kâr elde ettiği ifade ediliyor.

  • Neden Önemli?: Çalışma, enerji güvenliği tartışmasının yalnızca arz meselesi olmanın ötesinde bir bakış açısıyla fosil yakıt bağımlılığının jeopolitik krizleri doğrudan ekonomik maliyete dönüştürdüğünü ortaya koyarken, bu tablo karşısında fosil yakıt sübvansiyonlarının yenilenebilir enerjiye yönlendirilmesi ve şirket karlarının daha fazla vergilendirilmesi çağrısı yapıyor.

COP31 Başkanı Murat Kurum, Berlin’de düzenlenen Petersberg İklim Diyaloğu sırasında mevcut enerji krizinin fosil yakıtların enerji arz güvenliğini garanti etmediğini açık biçimde gösterdiğini ifade etti. Açıklama, Türkiye’nin COP31 başkanlığı sürecinde fosil yakıtlara ilişkin şimdiye kadarki en net mesajlardan biri olarak öne çıktı.

  • Neden Önemli?: Son haftalarda Santa Marta’daki fosil yakıtlardan çıkış zirvesi, artan enerji fiyatlarının ekonomik maliyetine ilişkin analizler ve şimdi de Türkiye’nin COP31 başkanlığından gelen bu mesaj, enerji güvenliği tartışmasının giderek fosil bağımlılığını azaltma eksenine kaydığını gösteriyor. Öte yandan, mevcut söylemin güvenilirliği Türkiye’nin kömürden çıkış, yenilenebilir enerji ve adil geçiş alanlarında atacağı somut adımlara bağlı olacak.

Türkiye, COP31’in ana odağının iklim finansmanı olacağını açıkladı. COP31 Başkanlık görevi yürüten Bakan Kurum tarafından yapılan açıklamasında yaklaşan zirveyi yeni taahhütlerden çok mevcut kararların uygulanmasına odaklanan bir “uygulama COP’u” olarak konumlandırırken, gelişmekte olan ülkelerin iklim hedeflerine ulaşabilmesi için yaklaşık 1 trilyon dolarlık finansman ihtiyacına dikkat çekti.

  • Temel Bulgular: Türkiye, tüm ülkelerin COP31 öncesinde güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanlarını (NDC) sunmasını teşvik etmeyi hedeflerken, gelişmekte olan ülkelerin bu planları hazırlayabilmesi için yaklaşık 150 milyon dolarlık ek finansmana ihtiyaç olduğunu belirtiyor. Kurum ayrıca fosil yakıtlardan çıkış tartışmalarında odağın yeni hedefler koymaktan çok mevcut kararların uygulanmasına kaydırılacağını ifade etti.

  • Neden Önemli?: Gündemde giderek daha fazla yer eden enerji güvenliği, fosil yakıtlardan çıkış ve adil geçiş finansmanı ekseninde yoğunlaşan küresel tartışmaların ardından Türkiye’nin COP31’i doğrudan finansman odağıyla çerçevelemesi dikkat çekiyor. Bu söylemin etkisini Türkiye’nin kömürden çıkış, yenilenebilir enerji ve adil geçiş mekanizmalarına ilişkin somut politika adımlarıyla nasıl ilerlediği belirleyecek.

İklim Ağı, 1 Mayıs Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada COP31 başkanlığı yapacak Türkiye’nin işçileri ve iklimi birlikte koruyacak bir ulusal adil geçiş mekanizmasının kurulması çağrısında bulundu. Açıklamada, kömür sektöründeki dönüşümün plansız ilerlediği ve bunun özellikle madenciler ile termik santral çalışanları açısından ciddi hak kayıpları yarattığı vurgulandı.

  • Temel Mesaj: Afşin-Elbistan, Soma, Yatağan ve Çayırhan gibi kömür bölgelerinde işten çıkarmalar, ücret sorunları ve iş güvenliği risklerinin arttığına dikkat çekilen açıklamada, Ekim 2025 tarihinde getirilen teşvik paketiyle kömür sektörüne her yıl ek 133 milyon dolar kamu kaynağı ayrıldığı belirtildi. İklim Ağı, bu kaynağın fosil yakıtları desteklemek yerine temiz ve güvenceli istihdam alanlarına yönlendirilmesi gerektiğini savunuyor.

  • Neden Önemli?: Türkiye’nin COP31 başkanlığı adil geçiş tartışmalarını küresel ölçekte daha görünür hale getirirken, ülke içinde halen net bir kömürden çıkış takvimi ve uygulanabilir bir ulusal geçiş mekanizmasının bulunmaması önemli bir politika boşluğuna işaret ediyor. Açıklama, enerji dönüşümünün yalnızca kapasite artışı yerine istihdam güvencesi, bölgesel kalkınma ve sosyal koruma mekanizmalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini yeniden gündeme taşıyor.

SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi tarafından yayımlanan Türkiye Enerji Dönüşümü Görünümü 2025 raporuna göre, 2025 yılında devreye alınan yaklaşık 7 GW’lık yeni elektrik kapasitesinin %99’u yenilenebilir enerji kaynaklarından oluştu.

  • Temel Bulgular: Yeni kapasitenin 4,9 GW’ı güneşten, 1,9 GW’ı ise rüzgârdan geldi. Böylece Türkiye’nin toplam kurulu gücü 122,5 GW’a ulaşırken, yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içindeki payı %62’ye yükseldi.  Böylece, Türkiye’de güneş ve rüzgar kurulu gücü toplamda 40 GW seviyesine ulaştı.

  • Neden Önemli?: Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşabilmesi için güneş ve rüzgar kapasitesinin yaklaşık üç katına çıkarılması ve her yıl ortalama 8 GW yeni kapasitenin devreye alınması gerekiyor. Bu süreçte Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) projeleri önemli bir rol oynarken, şebeke altyapısının güçlendirilmesi, depolama yatırımları ve talep yönetimi mekanizmaları dönüşümün kritik unsurları olarak öne çıkıyor.

✍ : Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency – IEA)

IEA tarafından yayımlanan Küresel Enerji İncelemesi 2026, 2025 yılına ilişkin küresel enerji sisteminin ilk kapsamlı değerlendirmesini sunuyor. Rapor’da enerji talep artışının yavaşladığı, ancak elektrik talebinin çok daha hızlı büyümeye devam ettiğini ifade ediliyor. Küresel ölçekte güneş enerjisi, batarya depolama ve elektrikli araç yatırımları tarihi seviyelere ulaşırken, fosil yakıt talebi tamamen gerilemiş değil. Özellikle doğal gaz ve petrol talebindeki artış yavaşlasa da sürüyor.

Kapsam

Çalışma, 2025 yılı boyunca küresel enerji sisteminde yaşanan gelişmeleri yakıt türleri, teknolojiler ve bölgesel eğilimler üzerinden değerlendiriyor. Bu kapsamda küresel enerji talebindeki önemli dinamikler analiz ediliyor: petrol, doğal gaz ve kömür tüketim eğilimleri; elektrik talebi ve arzındaki dönüşüm; güneş ve rüzgar enerjisi yatırımları; elektrikli araçlar, ısı pompaları ve batarya depolama teknolojilerindeki büyüme; enerji verimliliği performansı ve enerji kaynaklı karbon emisyonlarındaki değişim. Raporda ayrıca hava koşullarının enerji talebi üzerindeki etkileri ile gelişmiş ekonomiler ve gelişmekte olan ülkeler arasında ortaya çıkan farklılaşan enerji eğilimleri de ele alınıyor.

Temel Bulgular

Raporda öne çıkan en kritik mesaj, temiz enerji yatırımlarındaki hızlanmaya rağmen küresel enerji kaynaklı karbon emisyonlarının artmaya devam etmesi ve 2025 yılında yeni bir rekor seviyeye ulaşması. Bu durum, enerji dönüşümünün hız kazandığını ancak fosil yakıtlardan çıkışın henüz yeterince hızlı gerçekleşmediğini gösteriyor.

Raporda öne çıkan temel bulgular aşağıda listelenmektedir:

  • Küresel enerji talebi 2025 yılında yalnızca %1,3 arttı. Bu oran 2024 yılına kıyasla daha düşük gerçekleşti. Daha yavaş ekonomik büyüme, enerji verimliliğindeki iyileşme ve daha düşük soğutma ihtiyacı bu yavaşlamada etkili oldu.

  • Güneş enerjisi küresel enerji talep artışının en büyük kaynağı oldu ve toplam talep artışının %27’sini tek başına karşıladı. Düşük emisyonlu kaynaklar toplam talep artışının yaklaşık %60’ını karşıladı.

  • Petrol talep artışı yavaşlamaya devam etti. Elektrikli araçların yaygınlaşması karayolu taşımacılığındaki petrol talebini baskılarken, büyüme daha çok petrokimya ve havacılık sektörlerinden geldi.

  • Doğal gaz talebi yalnızca %1 arttı. Özellikle yüksek fiyatlar ve yenilenebilir enerji kapasitesindeki artış gaz talebini sınırladı.

  • Küresel kömür talebinin artışı %0,4’e kadar geriledi. Çin ve Hindistan’da yenilenebilir büyümesi kömür kullanımını baskıladı. Buna rağmen küresel enerji kaynaklı karbon emisyonları %0,4 arttı ve toplam emisyonlar 38 milyar tonun üzerine çıkarak yeni bir rekor kırdı.

  • Yenilenebilir enerji kapasite artışları 800 GW ile rekor kırdı. Bunun yaklaşık %75’i güneş enerjisinden geldi.

  • Küresel güneş enerjisi üretimi 600 TWh artarak tarihte herhangi bir enerji kaynağında görülen en yüksek yıllık üretim artışlarından birini kaydetti.

  • 2019 yılından bugüne kadar devreye giren güneş, rüzgar, nükleer, elektrikli araç ve ısı pompası yatırımları sayesinde küresel ölçekte yıllık yaklaşık 3 milyar ton CO2 emisyonu önlenmiş durumda. Temiz enerji yatırımlarının etkisinin büyüdüğü işaret edilirken, mevcut hızın iklim hedefleri için hala yeterli olmadığı belirtiliyor.

  • Küresel elektrik talebi yaklaşık %3 büyüyerek, toplam enerji talebinden iki kat daha hızlı arttı. Bu durum raporda “elektrik çağının güçlenmesi” olarak tanımlanıyor. Veri merkezleri ve elektrikli araçlar hızlı büyürken, sanayi ve binalar hala ana talep kaynağı olmayı sürdürüyor.

  • Batarya depolama kapasitesi yaklaşık %40 artarak 110 GW’a ulaştı ve en hızlı büyüyen enerji teknolojilerinden biri oldu.

  • ABD’de veri merkezleri elektrik talep artışının yaklaşık yarısını oluşturdu. Yapay zeka ve dijital altyapının enerji sistemleri üzerindeki etkisi daha görünür hale geliyor

  • Elektrikli araç satışları 20 milyon adedi aşarak yeni araç satışlarının yaklaşık dörtte birine ulaştı. Çin’de satılan her iki yeni araçtan biri elektrikli oldu.

Rapora ulaşmak için tıklayın.

Benzer Yazılar