İklim Gündemi

SEFiA İklim Gündemi #37: Karbon yakalama teknolojilerinin geleceğindeki belirsizlikler, enerji sektörü kaynaklı emisyonlarda rekor

2024-bulten-37

Bu sayıda, karbon yakalama teknolojilerinin geleceğindeki belirsizlikleri destekleyen argümanlara odaklanıyoruz. Zero Carbon Analytics‘in bu konuda ek bilgiler sunan ve güncel kaynakları bir araya getiren değerlendirme yazısını inceliyoruz.

Yorum ve geri dönüşlerinizi bekliyoruz!

Keyifli okumalar,

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) analizi, enerji sektöründen kaynaklanan küresel emisyonların 2023’te %1,1 (410 milyon ton) artarak 37,4 milyar tona yükseldiğini gösterdi. Böylece küresel enerji kaynaklı karbondioksit emisyonları, rekor seviyeye ulaştı.
  • Neden? Emisyon artışının yaklaşık %40’ı (170 milyon ton karbondioksit), aşırı kuraklık nedeniyle kaybedilen hidroelektrik üretimi yerine atılan adımlardan kaynaklandı. Bu etki olmasaydı, küresel elektrik sektörünün emisyonları 2023’te düşecekti.
  • Yenilenebilir: Rüzgâr, güneş ve elektrikli araçlar gibi temiz teknolojilerdeki küresel genişleme, 2022’de %1,3 olan emisyon artışının sınırlanmasına yardımcı oldu.
  • ABD ve Çin: 2023 yılında ABD’de enerji sektörü kaynaklı emisyonlar %4,1 oranında azalırken, Çin’de %5,2’lik artış gözlendi. Öte yandan Çin, 2023’te küresel güneş, rüzgâr enerjisi ve elektrikli araç kapasitesinin yaklaşık %60’ına katkıda bulundu.
 
Geçtiğimiz şubat ayı, küresel ölçekte kaydedilen en sıcak şubat ayı olarak kayda geçti. Veriler, son 12 ayın küresel ortalama sıcaklığının sanayi öncesi seviyelerin 1,56 derece üstünde kalarak rekor seviyede olduğunu gösteriyor.
  • Neden önemli? 1,5 derece sınırı, dünyada yaşamı mümkün kılan ekosistemlerinin ve ona bağlı canlı yaşamının güvenliği ve devamlılığı için kritik öneme sahip.
  • Mart ve nisan ayları: Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), önümüzdeki mart ve nisan aylarında El Nino nedeniyle neredeyse tüm kara alanlarında normallerin üzerinde sıcaklıklar beklendiğini duyurdu.
  • Zambiya: Zambiya, yaklaşık 1 milyon hektarlık tarım arazisinin zarar görmesine yol açan kuraklıktan ötürü “ulusal afet ve acil durum” ilan etti. Ülkede geçen hafta kıtlık tehdidi nedeniyle mısır ve mısır unu ihracatı yasaklanmıştı.
  • Türkiye’de iklim riski: Sıcak hava dalgaları, kuraklık, orman yangınları ve seller konusunda Türkiye illerinin iklim risk haritasını çıkaran bir tez çalışmasına göre, 81 ilin %36’sı “yüksek” veya “çok yüksek” iklim riski altında.
 
Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin, iklim değişikliğiyle mücadele çabalarını baltalayacağı endişesiyle, uluslararası enerji anlaşmasından ortaklaşa çekilme konusunda anlaştıkları açıklandı.
  • Perspektif: 1998 Enerji Şartı Anlaşması, enerji şirketlerine yatırımlarını zarara uğratan politikalar nedeniyle hükümetlere karşı dava açmalarına hak tanıyor. Anlaşma son yıllarda fosil yakıt santrallerini kapatmayı gerektiren adımlara karşı çıkmak için kullanılıyordu.
  • Arka plan: Üye ülkelerin çoğu, geçtiğimiz temmuz ayında iklim değişikliği endişelerini gerekçe göstererek anlaşmadan çıkmayı planladıklarını duyurmuştu.
 
AB’nin elektrik üretim kapasitesinin %60’tan fazlasını karşılayan 10 ülke, 2035’e kadar veya daha erken bir tarihte fosil yakıtları elektrik sisteminden uzaklaştırmayı taahhüt etti. Bu ülkelerden dördü ise kömür ve fosil gazı, yenilenebilir enerji kaynaklarıyla değiştirmeyi net bir şekilde taahhüt ediyor.
  • Elektrik sektörü hedefi: 1,5 derece hedefine uyum sağlamak için Avrupa ülkelerinin 2035 yılına kadar elektrik sektörünü karbonsuzlaştırması gerekiyor.
 
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) yayımladığı veriler, kırsal bölgelerdeki kadınların, iklim çöküşünün etkilerinden, gelişmekte olan ülkelerdeki erkeklere kıyasla çok daha fazla ekonomik kayıp yaşadığını ve aradaki farkın daha da açılacağını gösteriyor.
  • Çalışma süreleri: Rapora göre çocuklar ve kadınlar, aşırı yüksek sıcaklıklar etkili olduğunda daha fazla çalışmak zorunda kalıyor; kırsal bölgelerde çocuklar haftada yaklaşık bir saat fazla çalışıyor.

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) tarafından hazırlanan Karbon Yakalama Teknolojileri Gerçekten İklim Dostu Mu? başlıklı yazı, tarihsel gelişimi incelendiğinde, karbon yakalama teknolojilerinin %80-90 oranında geliştirilmiş petrol üretimi faaliyetlerine dayandığını ve içerdikleri teknik problemler bakımından daha fazla fosil yakıt üretimini desteklediği için iklim krizi karşısında bir çözüm olma niteliğini yitirdiğini vurguluyordu.

Geçtiğimiz günlerde Zero Carbon Analytics tarafından yayımlanan CCS’ye daha yakından bir bakış: Sorunlar ve potansiyel başlıklı yazı ise karbon yakalama teknolojilerinin geleceğindeki belirsizlikleri destekleyen ek bilgiler sunuyor. Bu konudaki güncel kaynakları bir araya getiriyor.

  • CCS nedir? Karbon yakalama, karbondioksiti havadan uzaklaştıran ve daha sonra depolanmak veya diğer endüstriyel süreçlerde kullanılmak üzere taşıyan teknolojileri ifade ediyor. Yaklaşık elli yıllık bir geçmişe sahip karbon yakalama, kullanma ve depolama teknolojileri (carbon capture, utilisation and storage – CCUS) ile karbon yakalama ve depolama teknolojileri (carbon capture and storage – CCS); başta enerji üretimi, gaz işleme, endüstri ve karbondioksit giderimi olmak üzere birçok farklı alanda, ölçekte ve farklı amaçlarla kullanılıyor.

  • Geliştirilmiş petrol üretim faaliyeti nedir? Yakalanan karbondioksitin, tükenmiş petrol alanlarına taşınıp daha fazla petrol çıkarmak amacıyla yeniden değerlendirilmesi, geliştirilmiş petrol üretimi (Enhanced Oil Recovery -EOR) olarak adlandırılıyor. Böylece karbon kullanımının sürekliliği sağlanmış oluyor.

Raporun gösterdikleri: Problemler ve fırsatlar nerede?

Problemler: Karbon yakalama ve depolama teknolojilerinin geçmişi 1970’lere kadar uzanıyor. Yüksek kurulum ve işletme maliyetleri nedeniyle önerilen projeler, tarihsel olarak, hükümet desteğine dayanıyor. Fakat yakın dönemde sübvansiyonlar hâlâ petrol çıkarımını en üst düzeye yükseltmek için tasarlanırken; söz konusu teknolojiler iklim eyleminin bir parçası olarak yeniden etiketleniyor. Geliştirilmiş petrol üretim faaliyetleri, olgun petrol sahalarındaki konvansiyonel rezervuarlarda kalan önemli miktarda petrolü geri kazanarak emisyonları azaltmanın ve enerji güvenliğini artırmanın bir yolu olarak sunuluyor.

  • Zero Carbon Analytics’in raporunda dünya çapında 41 aktif CCS projesi dâhilindeki toplam kapasitenin %53’ünün doğal gazın işlenmesinde kullanıldığı belirtiliyor. Doğal gazın boru hatlarıyla satılamaz ve sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) olarak kullanılamaz hâle getirecek olan karbondioksit içeriği ortadan kaldırılıyor.

  • Yakalanan karbonun %82,5’i ise geliştirilmiş geliştirilmiş petrol üretim faaliyeti için kullanılıyor. 

Fırsatlar: Son yıllarda, petrol ve gazın ötesinde, CCS’nin potansiyel olarak bazı pozitif etkilere sahip olabileceği alanlardan biri olarak ağır sanayi işaret ediliyor. Çelik, çimento ve kimya gibi sektörler, enerji yoğun olmaları ve kimyasal ya da fiziksel reaksiyonlar sonucu ortaya çıkan proses emisyonları nedeniyle genellikle karbonsuzlaştırılması zor sektörler olarak görülüyor. CCS girişimlerinin bu sektörlerdeki potansiyel kullanım alanlarına dikkat çekiliyor. Bu sektörlerdeki güncel ve planlanan projelere değiniliyor. Fakat en büyük büyümenin görülmesi beklenen alanlar olarak amonyak üretimienerji ve ısı ve biyoyakıtlar öne çıkıyor.

  • Çelik sektörü: Öte yandan, geçtiğimiz günlerde Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü (IEEFA) tarafından yayımlanan araştırma, karbon yakalama teknolojilerinin çeliğin karbonsuzlaştırılması sürecinde anlamlı bir rol oynamayacağını ortaya koyuyor. Araştırma, çelik üretiminin karbondan arındırılması sürecinin, önde gelen küresel demir cevheri madencilerinin farklı stratejik tepkiler vermesine yol açtığını vurguluyor. Yapılan açıklamada bugüne kadar ticari ölçekte düşük karbonlu çelik üretim kapasitesi kurmayı planlayan neredeyse tüm çelik şirketlerinin karbon yakalama teknolojileri yerine hidrojen bazlı veya hidrojene hazır doğrudan indirgenmiş demir (DRI) tesislerini kurmayı tercih ettiği belirtiliyor. 2030 yılında DRI tesisleri yıllık 94 milyon ton üretim kapasitesine ulaşırken, yüksek fırın bazlı faaliyetlerde karbon yakalama teknolojilerine dayalı üretim ancak yıllık 1 milyon tona ulaşıyor.

Rapor, yenilenebilir enerjilerin fosil yakıtların yerini alması durumunda karbondioksitin kaynağında tutulmasına daha az ihtiyaç duyulacağının altını çiziyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) son Net Sıfır senaryosunda da CCUS’nin geliştirilmesindeki mevcut ilerlemenin yavaşlığı vurgulanıyor. Net emisyon azaltımlarına katkıları bakımından incelendiğinde en çok işe yarayacak ve bunu ucuza yapacak önlemler açısından CCS yerine elektrifikasyonenerji verimliliğini artırmamalzeme verimliliği ve gelişmiş geri dönüşüm gibi eylemler öne çıkıyor.

SEFiA İklim Gündemi ekibi olarak takip ettiğimiz değerlendirme yazılarını ve diğer önemli gelişmeleri derliyoruz:

Benzer Yazılar