Çelik Gündemi

SEFiA Çelik Gündemi #20: Küresel Çelik Sektörü ve Analizler

sefia-celik-gundemi-20

İçindekiler

Dünya’da ve Türkiye’de Çelik Üretimi

Küresel ham çelik üretimi, Aralık 2025’te geçtiğimiz yılın aynı dönemine kıyasla %3,7 azalışla 139,6 milyon ton seviyesinde gerçekleşti.

  • İlk üç ülke: Aralık 2025’te Çin 68,2 milyon ton (yıllık %10,3 azalış), Hindistan ise 14,8 milyon ton (yıllık %10,1 artış) üretimle küresel ham çelik üretiminde ilk iki sırayı aldı. Üçüncü sıradaki ABD’nin üretimi yıllık %3,6 artışla 6,9 milyon ton oldu.


Türkiye’de ham çelik üretimi
, Aralık 2025’te bir önceki yılın aynı dönemine göre %18,5 artışla 3,5 milyon ton oldu. Türkiye, böylece, küresel ham çelik üretiminde yedinci sıradaki konumunu korudu.

  • Dış ticaret: Aralık 2025’te çelik ürünleri ihracatı, bir önceki yılın aynı ayına göre %2,1 artışla, 898,9 milyon dolar; ithalat ise %16,6 azalışla 1,0 milyar dolar oldu. 2025 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı ise, bir önceki yılın aynı dönemine kıyasla, %73,9’dan %77,6 seviyesine yükseldi.


Değerlendirme:
2025 yılı, çelik sektörü açısından finansman maliyetlerindeki yükseliş ve başta Rusya ile Çin olmak üzere Uzak Doğu kaynaklı dampingli ve devlet destekli ihracatın yarattığı yoğun küresel fiyat baskısı nedeniyle son derece zorlu geçmiştir. Bu olumsuz tabloya rağmen sektör, yılın ilk yarısında yaşanan %1,7’lik üretim daralmasını özellikle son çeyrekteki toparlanmayla telafi ederek yılı %3,3’lük üretim artışı ve 38,1 milyon ton seviyesinde tamamlamış; böylece dünya ortalamasının 5,3 puan üzerinde performans göstererek küresel sıralamada 7’nci konumunu korumuştur. Tüketim tarafında ilk yarıdaki %2,4’lük gerilemeye karşın üçüncü çeyrekteki %17’lik güçlü artış sayesinde toplam tüketim %2,6 yükselerek 39,3 milyon tonla tarihî zirveye ulaşmıştır. Ancak iç talepteki artışa paralel olarak Rusya, Çin ve diğer Uzak Doğu ülkelerinin ihracat baskısını artırması ithalatı %8,6 yükselterek 18,9 milyon tonla rekor seviyeye taşımış; Rusya 4,5 milyon tonla ilk sırada, Çin ise 4,2 milyon tonla ikinci sırada yer almıştır. Dampingli ithalattaki bu artış, 2025’te dış ticaret açığının %11,9 artarak 92,9 milyar dolara çıkmasında da etkili olmuştur. Öte yandan sektörün ham çelik kapasitesi 2021’e kıyasla %14,6 artışla 61,9 milyon tona yükselmiş olsa da üretim 2021 seviyesinin 2,3 milyon ton altında kalmış, kapasite kullanım oranı %74,8’den %61,6’ya gerilemiştir. AB’nin Hindistan ile STA imzalarken kotaları sıkılaştırması ihracat üzerindeki baskıyı artırırken, SKDM’nin geçiş döneminin tamamlanmasıyla birlikte 2026 itibarıyla rekabet yalnızca miktar ve fiyat değil; emisyon doğruluğu, izlenebilirlik, geri dönüştürülebilirlik ve enerji verimliliği gibi yaşam döngüsü temelli sürdürülebilirlik kriterleri üzerinden şekillenecektir. Bu çerçevede 2026’da ithalata yönelik miktar kısıtlamaları, AB ile yürütülecek müzakerelerde sağlanabilecek olumlu sonuçlar ve enflasyon ile faizlerde beklenen düşüşe paralel olarak üretim ve tüketimde yaklaşık %7 artış öngörülmekte, toplam üretimin yeniden 40 milyon tonun üzerine çıkması beklenmektedir.

Çelik Gündeminde Öne Çıkan Gelişmeler

Avrupa Çelik Birliği (Eurofer), yüksek elektrik fiyatlarının yatırım ve dekarbonizasyonu engellediğini vurgulayarak, AB liderlerine acil enerji desteği çağrısı yaptı. Bu durum, sektörün rekabet gücünü tehdit ediyor ve Alden Biesen zirvesi öncesi gündemin merkezine taşındı.​

  • Ayrıntılar: Eurofer, elektrik fiyatlarının enerji kriz öncesi seviyelere çekilmesi ve piyasa reformları talep ediyor; aksi takdirde düşük emisyonlu çelik yatırımları Avrupa dışına kayabilir, kalıcı kapasite kayıplarına yol açabilir. Antwerp Çağrısı’nda, yüksek enerji/karbon maliyetleri, parçalı pazarlar ve küresel rekabet nedeniyle fabrika kapanışları hızlanıyor; ABD ve Çin’in agresif politikaları Avrupa’yı geride bırakıyor. Zirvede, ETS gelirlerinin dekarbonizasyona yatırılması ve enerji şebekesi tıkanıklıklarının çözümü gündeme geldi; Ursula von der Leyen bu adımları destekledi.​
  • Neden Önemli: Yüksek enerji maliyetleri, Avrupa çelik endüstrisinin varoluşsal tehdidi olarak görülüyor. Hızlı rahatlama olmazsa yeşil geçiş liderliği kaybedilecek, imalat ve inşaat zincirleri zayıflayacak. Sektör, değişime karşı koruma değil, sanayi dönüşümünü finanse edecek koşullar istiyor. Bu, AB’nin ekonomik dayanıklılığını test edecek bir dönüm noktası. Rekabet gücünün erozyonu, iş kayıpları ve karbon sızıntısını önlemek için 2026 acil önlemler kritik önem taşıyor.

Salzgitter Grubu, Volvo Cars ile “ScanLoop” adlı geri dönüşüm ortaklığında ilk hurda sevkiyatını aldı. Proje, İsveç’teki Olofström fabrikasında üretilen yüksek kaliteli yassı çelik ve presleme atıklarının Almanya’ya demiryoluyla geri gönderilmesini kapsıyor.

  • Proje Detayları: ScanLoop projesi, Salzgitter’in Volvo’ya sağladığı yassı çeliğin presleme sürecindeki çelik ve alüminyum atıklarının ayrıştırılması, çeliğin küp haline getirilip trenle geri taşınmasını içeriyor. 545 metre uzunluğundaki ilk 25 vagonlu tren, 700 km mesafeyi 1,5 günde kat etti. Hurda, Salzgitter Flachstahl GmbH tesislerinde eritilerek yüksek kaliteli çeliğe dönüştürülüyor ve kapalı döngü sağlanıyor. Demiryolu kullanımı, %100 karbon nötr elektrikle çalışan lokomotifler sayesinde düşük emisyonlu ve verimli bir malzeme akışı yaratıyor.,
  • Öte Yandan: Proje, Salzgitter Grubu şirketleri (Salzgitter Mannesmann Scandinavia, DEUMU, VPS, Salzgitter Flachstahl) arasında döngüsel ekonomi işbirliğini örneklendirerek kaynak verimliliğini artırıyor ve çelik üretiminin karbon ayak izini azaltıyor. DEUMU Genel Müdürü Sandrina Sieverdingbeck, bu yaklaşımın değer zincirinin dekarbonizasyonuna katkı sağladığını vurguladı. AB genelinde demiryolu altyapısı, emisyonları önemli ölçüde düşürerek sürdürülebilirlik standartlarını yükseltiyor.

Toyota, Japonya’nın önde gelen çelik üreticilerinden Nippon Steel, JFE Steel ve Kobe Steel’den 2025 sonlarında “yeşil çelik” alımına başladı. Bu hamle, elektrik ark fırınları (EAF) kullanılarak üretilen düşük karbonlu çeliğin yaygınlaşmasını teşvik ediyor ve endüstriyel CO2 emisyonlarını azaltmayı hedefliyor.

  • Neden Önemli: Toyota’nın yeşil çelik benimsenmesi, Japonya’nın sanayi CO2 emisyonlarını önemli ölçüde düşürme potansiyeline sahip, çünkü geleneksel yüksek fırınlara kıyasla EAF yöntemi emisyonları yaklaşık beşte bir veya dörtte bir seviyesine indiriyor. Bu adım, otomotiv sektörünün karbon nötr hedeflerine katkı sağlarken, çelik üreticilerini EAF yatırımlarına yönlendirerek zincirleme bir yeşil dönüşümü tetikliyor. Japonya gibi çelik ve araç üretiminde lider bir ülke için, bu gelişme küresel emisyon azaltma çabalarına örnek teşkil ediyor.
  • Ayrıntılar: Toyota, Kobe Steel’in Kobenable Premier (GX Steel sertifikalı, %100 CO2 indirimli), JFE Steel’in JGreeX® ve Nippon Steel’in yeşil çelik ürünlerini seri üretim araçlarında kullanmaya başladı. Tedarik FY2025’ten itibaren ana modellerde devreye giriyor. Yeşil çelik maliyeti %40 daha yüksek olsa da, hükümet METI düşük emisyonlu çelik kullanılan EV/PHV’ler için araç başına 50.000 JPY sübvansiyon sağlıyor, böylece tüketici yükünü sınırlıyor. Nippon Steel, 868,7 milyar JPY yatırımla üç yeni EAF kurarak FY2028-29’a kadar yıllık 3 milyon ton kapasiteye ulaşmayı planlıyor; bu da yıllık 3,7 milyon ton CO2 tasarrufu demek.

AMNS India, Hindistan Çelik Bakanlığı’nın yeşil çelik sınıflandırma sisteminde ilk entegre çelik üreticisi olarak sertifika aldı. Sıcak rulo sac dört, soğuk rulo sac üç yıldız derecesi elde etti.

  • Detaylar: Bu sertifika, Hindistan’da düşük karbonlu çelik üretimini teşvik ederek küresel tedarik zincirlerinde yeşil çeliğe geçişi hızlandırıyor, çünkü 1 mt ürün için 1,6 mt’ten az CO2 salımı beş yıldızlı kabul ediliyor. AMNS India’nın DRI (doğrudan indirgenmiş demir) bazlı üretimle kömür bağımlılığını %65 oranında azaltması, emisyon yoğunluğunu 2015’ten beri %35 düşürdü ve ulusal ortalamanın %14 altına indirdi. Şirket, 2030’a kadar 2021’e göre %20 daha fazla azaltım hedefleyerek Hindistan’ın yeşil çelik liderliğini üstleniyor.
  • Öte yandan: Aralık 2024’te yürürlüğe giren sistem, üretimde CO2 miktarına göre derecelendiriyor: 1,6-2 mt arası dört yıldız, 2-2,2 mt arası üç yıldız. AMNS India, sıcak rulo sacı için dört, soğuk rulo sacı için üç yıldız alarak ürünleri iç pazara sunmaya başladı. 2024-25 mali yılında emisyonları sektör ortalamasının altında kalan şirket, doğal gazlı DRI yöntemiyle sürdürülebilirlik sağlıyor.

İngiltere merkezli Invica Industries, Immingham tesisinde demir cevheri tozları, kok tozları ve antrasit tozları gibi atık ince malzemeleri, çelik üretiminde yeniden kullanılabilir briketlere dönüştürme yeteneği geliştirdi.

  • Neden önemli: Bu süreç, kaba kok ve cevherin ekonomik bir alternatifi olarak değer yaratıyor ve bazı durumlarda atıkların çöplüğe gitmesini önleyerek döngüsel ekonomiye katkı sağlıyor.
  • Detaylar: Invica, yılda 500.000-ton briket üretebiliyor. Ticari şartlar, hammadde alımı için basit bir işleme anlaşması üzerine kurulu ve briketler yüksek fırınlar, elektrik ark fırınları ile batık ark fırınlarında boyutlu metalurjik kok veya kaba/granül cevher yerine kullanılabiliyor. Süreç, ince atıkların geleneksel olarak ticari değeri düşük olup çöplüğe gittiği Birleşik Krallık ve Avrupa’daki binlerce ton atığı hedefliyor. Briketler, Invica’nın biyokütle içeren emisyon azaltıcı ecoke briketlerinden farklı olarak fosil yakıt bazlı atıklardan üretiliyor.
  • Öte Yandan: Invica CEO’su Jason Sutton’a göre, şirket halihazırda bu atıklar için çözüm bulamayan büyük çelik üreticileriyle çalışıyor. Süreç karbon azaltımının ötesinde kaynak geri kazanımı ve atık yönetimini destekleyerek sürdürülebilirlik hedeflerine yardımcı oluyor. Bu, kaynak döngüsünü kapatarak endüstriyel ortakların çöp sahası kullanımını azaltıyor ve Avrupa genelinde benzer atık sorunlarına çözüm sunuyor.

ArcelorMittal, Fransa’daki Dunkirk tesisinde 2 milyon ton kapasiteli tek bir elektrik ark fırını (EAF) kurmak için 1,3 milyar EUR yatırım yapacak; tesisin 2029’da devreye girmesi planlanıyor. EAF, hurda, DRI/HBI ve dökme demir karışımıyla çalışarak ton başına CO2 emisyonunu geleneksel yüksek fırına göre üç kat az (0,6 t CO2e/t) tutacak; yatırımın yarısı Enerji Verimliliği Sertifikaları ile kamu kaynaklı finanse edilecek.

  • Ayrıntılar: Yatırım, daha önce planlanan iki EAF ve 2,5 mt/y DRI tesisinden indirgenmiş halde. DRI/HBI ithalatına yönelim bekleniyor ve EDF ile uzun vadeli düşük karbonlu elektrik anlaşması imzalandı. Duyuru, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ziyaretiyle yapıldı; şirket, AB’nin Çelik Eylem Planı, TRQ sıkılaştırması ve CBAM gibi önlemlerini rekabet gücünü artırdığı için övdü. Proje, Avrupa’daki dekarbonizasyon yatırımlarını askıya alan ArcelorMittal için dönüm noktası, ancak gaz/hidrojen maliyetleri nedeniyle küçültüldü.
  • Neden Önemli: Bu yatırım, Avrupa çelik endüstrisinin yeşil dönüşümünde kritik; yüksek enerji maliyetleri ve küresel rekabete rağmen EAF geçişi, emisyonları dramatik azaltarak AB’nin sanayi dayanıklılığını güçlendiriyor. Kamu desteği ve düzenleyici rahatlama (CBAM, IAA), yatırımları Avrupa’da tutarak karbon sızıntısını önlüyor ve düşük karbonlu çelik talebini karşılayacak.
  • Öte Yandan: CFDT sendikası, duyuruyu “siyasi şov” olarak boykot etti; orijinal plandan uzaklaşma, binlerce iş kaybı ve endüstriyel havzaları zayıflatıyor diye eleştirdi. İkincil çelik üreticileri, AB’nin “kaymalı ölçek” yeşil standartlarının entegre üreticilere avantaj sağlayacağından endişeli; hurda-EAF’leri dezavantajlı kılacak. ArcelorMittal, 2025’te 3,2 milyar USD net kâr açıkladı ve 2026 için Avrupa çelik fiyat/demandinde iyileşme öngörüyor.

Thyssenkrupp Steel, çelik üretiminin dekarbonizasyonunu ilerletmek için Quadra Energy, Statkraft, Centrica Energy ve Sunnic Lighthouse ile dört Güç Satın Alma Anlaşması (PPA) imzalayarak yaklaşık 230 GWh yeşil elektrik tedarikini güvence altına aldı. Bu anlaşmalar, rüzgar ve fotovoltaik (PV) tesislerden sağlanacak enerjiyle CO2 emisyonlarını yılda 70.000 tondan fazla azaltmayı hedefliyor.

  • Detaylar: Anlaşmalar, thyssenkrupp Rasselstein, thyssenkrupp Precision Steel ve thyssenkrupp Electrical Steel iştiraklerine yönelik. 230 GWh hacim, yaklaşık 70.000 hanenin yıllık elektrik tüketimine denk geliyor. Yeşil enerji, yeni PV tesisleri ve devlet sübvansiyonu sona ermiş karada rüzgar çiftliklerinden alınacak; Hagen-Hohenlimburg şerit üretim tesisi ise 2024 yazından beri komşu rüzgar çiftliğinden yeşil elektrik kullanıyor.
  • Neden Önemli: Bu PPAs, Thyssenkrupp’un CO2 azaltım stratejisinin temel taşı; yenilenebilir enerjiye erişim, dönüşüm sürecinde artan elektrik talebini karşılayarak Avrupa çelik endüstrisinin yeşil hedeflerine katkı sağlıyor. Rüzgar çiftliklerinin ekonomik devamlılığını destekleyerek döngüsel enerji ekonomisini güçlendiriyor.
  • Öte Yandan: CFO Philipp Conze, PPAs’ı dekarbonizasyonun vazgeçilmez unsuru olarak nitelendirirken, Rasselstein CEO’su Clarissa Odewald yılda 50.000 t CO2 tasarrufu vurguladı. iştirakler artık elektriğin en az %30’unu yenilenebilir kaynaklardan sağlıyor; bu, enerji verimliliği ve dönüşüm adımlarıyla tamamlanıyor.
  • Projenin Amacı: Yeşil elektrik tedarikiyle çelik üretim emisyonlarını düşürmek, iştiraklerin sürdürülebilirlik hedeflerini desteklemek ve EEG sübvansiyonu biten rüzgar santrallerinin işletmesini sürdürmek.

Tata Steel, Avrupa ve Hindistan’daki dekarbonizasyon stratejilerinde farklı yaklaşımlar benimsiyor. Avrupa’da sıkı düzenlemeler EAF ve hurda kullanımını zorunlu kılarken, Hindistan’da büyüyen talep kademeli iyileştirmeleri ön plana çıkarıyor.

  • Nasıl: Avrupa’da, yüksek karbon vergileri ve yeşil hidrojen/enerji kıtlığı nedeniyle Port Talbot tesisinde EAF modeline geçiliyor; Birleşik Krallık’tan 500 milyon EUR hibe desteği alınıyor. Hindistan’da ise gaz bazlı DRI, yüksek fırınlara hidrojen enjeksiyonu denemeleri ve Tata FerroBaling programı ile hurda tedarik zinciri organize ediliyor; bu, informal hurda pazarını resmileştirerek kaliteyi artırıyor.
  • Neden Önemli: Bu ikili strateji, küresel çelik geçişinin “çok hızlı” olduğunu gösteriyor; politika, coğrafya ve hammadde erişimi yeşil çeliğin ekonomisini şekillendiriyor, Avrupa düşük karbonlu markalamada liderken Hindistan üretim merkezi kalıyor. Hükümet desteği olmadan geçiş imkansız; Avrupa’da sermaye maliyetlerinin %40-60’ı devletçe karşılanıyor.

Almanya, endüstriyel karbon azaltımı için yeşil hidrojen ithalatını stratejik öncelik yapıyor. Bu kapsamda Cezayir, Sahra güneş potansiyeli, coğrafi yakınlık ve mevcut gaz boru hatlarının uyarlanabilirliğiyle en umut verici tedarikçiler arasında öne çıkıyor. Almanya bu kapsamda, ülkenin enerji geçişini hızlandırmak, endüstriyel dekarbonizasyonu sağlamak ve tedarik bağımlılığını azaltmak, Cezayir’i ana ortak yaparak Güney Hidrojen Koridoru ile Avrupa’ya kesintisiz yeşil hidrojen akışı oluşturmayı hedefliyor.

  • Ayrıntılar: Cezayir’in yenilenebilir enerji kapasitesi Nisan 2024’te 400 MW iken, 2035’e kadar 15.000 MW’ye çıkarılacak. Bu altyapı yeşil hidrojen üretimini destekleyecek. Ocak 2025’te Almanya, Cezayir, İtalya, Avusturya ve Tunus “Güney Hidrojen Koridoru” anlaşması imzaladı. rota Cezayir’den başlayıp Tunus, İtalya üzerinden Almanya’ya uzanacak. Oran’daki tesisler mevcut amonyak üretimini yeşil amonyak ve hidrojene dönüştürmeyi planlıyor. İlk büyük sevkiyatlar 2035 öncesi zor görünüyor.
  • Neden Önemli: Almanya’nın sınırlı yenilenebilir kapasitesi iç üretimi yetersiz kılıyor. İthalat, çelik, kimya ve ağır taşımacılıkta fosil yakıtları ikame ederek iklim hedeflerini realize edecek. Tedarik çeşitlendirmesi enerji güvenliğini artırırken, boru hatlarının uyarlanması maliyet/zaman avantajı sağlıyor. Bu, Avrupa hidrojen pazarının oluşumunda stratejik bir dönüm noktası.

Umman, yeşil demir-çelik üretiminde küresel merkez olmayı hedefliyor. IEEFA raporuna göre, hidrojen uyumlu DRI yatırımları ve güçlü yenilenebilir enerji potansiyeliyle doğal gazdan yeşil hidrojene geçişi planlıyor.

  • Nasıl: Umman, MENA bölgesinde entegre çelik zinciri avantajına sahip. Peletleme tesisleri, DRI üretimi ve EAF’larla Dugm’da yıllık 12,5 milyon ton DRI/HBI kapasitesi hedefleniyor. Yeni tesisler başlangıçta doğal gazla çalışacak, ancak uzun vadede hidrojen oranını artırarak “yeşil çelik” statüsü kazanacak. Güneş ve rüzgar potansiyeliyle 2030’a kadar 1-1,5 milyon ton/yıl yeşil hidrojen üretimi planlanıyor.
  • Neden Önemli: Bu strateji, Umman’ı düşük karbonlu çelik tedarik zincirinde rekabetçi kılıyor. Avrupa ve Asya’daki yeşil çelik talebi ihracat potansiyelini artırırken, endüstriyel dönüşümde coğrafi konum, yatırımcı dostu düzenlemeler ve enerji kaynakları yapısal üstünlük sağlıyor.

Öte yandan: Meranti Green Steel, Umman Duqm Özel Ekonomik Bölgesi’ndeki yeşil sıcak briketli demir (HBI) tesisinin ilk modülü için tam satış anlaşması kapsamı sağladığını duyurdu. Bu, projenin ticari kilometre taşı niteliğinde. Yıllık 2,5 milyon ton kapasiteli modül 1 için anlaşmalar dört ana ortakla imzalandı: Thyssenkrupp Materials Trading (1,0 mt/y), INTERFER Edelstahl & INTERFER Austria (0,25 mt/y), kalan kısım Glencore ve Tayland Rayong’daki yeni çelik tesisine ayrıldı. Doğal gaz ve kısmi yeşil hidrojenle üretilen HBI, EAF’ler için düşük CO demir kaynağı sunuyor; ikinci modül için ek hacimler öngörülüyor. Anlaşmalar, projenin ticari sürdürülebilirliğini güvenceye alarak 2026 ortası Nihai Yatırım Kararı’nı (FID) destekliyor. Umman’ın rekabetçi enerji maliyetleri, yenilenebilir güç erişimi ve düzenleyici teşviklerle ölçeklenebilir düşük karbonlu demir üretimi mümkün kılıyor. Dağılım ise coğrafi odaklı: Thyssenkrupp Almanya, Belçika, Hollanda; INTERFER İtalya ve Avusturya; Glencore diğer ülkelere odaklanıyor. Bu çeşitlendirilmiş yapı, küresel tüccarlar ve küçük EAF üreticileri aracılığıyla düşük CO demirine geniş erişim sağlayarak entegre ve elektrik ark fırınlarında dekarbonizasyonu hızlandırıyor.

Raporlar ve değerlendirmeler

  • Global Efficiency Intelligence, Güney Doğu Asya’nın en büyük ekonomilerine sahip altı ülkesinin (Vietnam, Endonezya, Malezya, Tayland, Filipinler ve Singapur) genişleyen çelik üretimi için net sıfır yol haritasının değerlendirildiği bir rapor yayımladı.

Rapora göre her biri 2050 ila 2060 yılları arasında değişen net sıfır hedfleri koymuş olan ve ASEAN-6 olarak adlandırılan bu altı ülkenin Singapur hariç tamamında çelik sektörü için sanayileşme ve altyapı yatırımları hızla artıyor. ASEAN-6 ülkelerinin toplam çelik talebi yıllık 75 milyon tona ulaşarak Çin, Hindistan ve ABD’den sonra dünyanın en büyük dördüncü talebi oluyor. Raporda Vietnam, Endonezya ve Filipinler’e üretimde daha fazla yüksek fırın (Blast Furnace, BF) ile bazlı oksijen fırını (Basic Oxygen Furnace, BOF) kullanmamaları, bunun yerine elektrikli ark ocakları (Electric Arc Furnace, EAF) ve hidrojene hazır doğrudan indirgenmiş demir fırınlarına (Direct Reduced Iron, DRI) yönelerek karbon yoğunluğunu azaltmaları öneriliyor. ASEAN-6 ülkelerinde özellikle hurdadan EAF yöntemiyle üretimin popülerleşeceğinin altı çizilerek yerel hurda kalitesinin artması adına malzeme ve hurda toplama konularında standartların getirilmesi önerilirken, temiz çelik yatırımları için mali teşviklerin artırılması gerekliliği vurgulanıyor. Öte yandan Tayland ve Malezya’ya ise doğal gaz altyapısı ile çalışabilen ve hidrojene hazır DRI fırınlarına yönelmeleri, ülkeler içinde halihazırda var olan doğal gaz arzını BF ve BOF yerine bu teknolojiye yatırım yaparak kullanmaları tavsiye ediliyor, özellikle DRI odaklı yeşil hidrojen stratejilerine ağırlık verilmesi gerekliliğinin ise altı çiziliyor. Çelik üretim yoğunluğu diğer beş ülkeye göre daha az olan Singapur’un ise özellikle yenilenebilir enerji, enerji depolama ve temiz elektrik yatırımları yaparak EAF teknolojisi için gereken elektriği olabildiğince karbonsuzlaştırması öneriliyor. Raporda son olarak ASEAN-6 ülkelerinin çelik üretim kapasitelerinin, özellikle ucuz çelik üretip ihraç edebilen Çin’e de yakın olmaları dolayısıyla, bölgesel ihtiyacın halihazırda üzerinde olduğu ve çok daha üstüne çıkabileceği vurgulanırken; zamanla çelik alıcılarının da bu ürünler arasından daha yeşil olanları seçeceğinin, bu yüzden yeşil çelik yatırımlarının geciktirilmesinin bölgedeki çelik sektörü açısından riski azaltacağının altı çiziliyor.

  • TransitionAsia, Japonya’nın çelik sektörü dönüşümünü analiz ettiği raporunda, BF ve BOF teknolojileriyle üretilen çeliğin fiyatında şişme olduğunu belirtti.

Raporda 2026 yılının, bölgesel ölçüt ve kıyas noktaları geliştirilerek hidrojen ve EAF teknolojilerine yönelmenin maliyetini azaltmak için bir fırsat olduğu vurgulanıyor. Rapora göre EAF teknolojisinin önündeki en büyük engel yüksek fiyatlı yenilebilir elektrik; güneş enerjisi yoğunluklu olan ve düzenli elektrik arzı sağlayamayan enerji alım anlaşmaları, çelik sektörünün yüksek ve düzenli elektrik ihtiyacını karşılayamadığı için piyasadaki yapısal sorunların çözülemediğinin altı çiziliyor. Yapılan analize göre çelik üreticilerinin enerji alım anlaşması fiyatlarını yüksek buldukları için uzun vadeli kontratlara yanaşmamaları, şebekenin karbonsuzlaşması için gereken yatırımları geciktirirken, sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) gibi fosil alternatiflere yönelmeleri hem firmalar hem de Japonya hükümeti için uzun vadeli karbon yükümlülüklerini artırıyor. Öte yandan yeşil çeliğin ithalatı da bölge için fiyatları etkileyen önemli bir unsur olarak göze çarpıyor; Orta Doğu’da üretilen sıcak briketlenmiş demir (Hot Briquetted Iron, HBI), ucuz fabrika maliyetleri, ucuz işçilik ve ucuz yenilenebilir elektrik sayesinde, Japonya’nın ithalat yaptığı Avustralya’da üretilen HBI ile kıyaslandığında ton başına 258 ABD doları daha ucuz kalıyor. Rapor ise tüm bu verilere bakarak Japonya çelik sektörü için izole müdahalelerin yetersiz kaldığını; karbon fiyatlandırma, yenilenebilir enerji ve piyasa temelli talebi içeren entegre bir sistem müdahalesiyle elektrifikasyonun hızlandırılması gerektiğini belirtiyor.

  • TERI, Hindistan için 2030 yılına kadar ticari bir yeşil çelik fabrikası devreye almanın mümkün olduğunu analiz ettiği raporunu yayımladı.

Rapor, hidrojen, elektrikli ergitme fırını (Electric Smelting Furnace, ESF), DRI ve BOF teknolojilerini birleştirerek doğru politikalar ve ticari uygulamalarla Hindistan’da yeşil çeliğin hızlıca yaygınlaşabileceğini öngörüyor. Özellikle elektrolizör, düşük salımlı demir üretimi ve yenilenebilir yatırımları için inovasyon maliyetlerinin azaltılmasının yeşil çelik yolunda en önemli adımlar olduğunun altı çiziliyor. Hindistan’da türünün ilk örneği bir yeşil çelik üretim tesisinin kurulması için ciddi devlet sübvansiyonu gerektiği, bunun sağlanmasının ise ancak ülkedeki finansal kaynaklara ek olarak ülkeye uluslararası iklim finansmanı getirilmesi ile mümkün olduğu vurgulanıyor.

  • LeadIT, 2025 yılında yeşil çelik uygulamalarını gözden geçirdiği raporunu yayımladı.

Rapora göre 2025 yılında önceki yıllara göre çok daha az yeni proje duyurulmasına ek olarak, var olan büyük projelerde de gecikmeler yaşanmaya devam etmesi dolayısıyla yeşil çelik ve yeşil demir yatırımlarında ciddi bir yavaşlama gözlendi. Raporda ayrıca İsveç’in Boden bölgesinde Stegra’ya ait olan yeşil çelik fabrikasının ticari olarak devreye alınacağı 2026 yılının yeşil çeliğin üretimi ve kullanımı konusunda gerçek ticari testlerin yapılacağı bir yıl olacağı vurgulanıyor. Avrupa Birliği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması’nın da devreye girmesiyle, AB çelik ithalatçılarının emisyon ticaret sistemi kapsamında sertifika zorunlulukları olması, 2026 yılında AB çelik üreticilerinin ücretsiz emisyon tahsisat haklarının sıfırlanması gibi uygulamaların dünya çelik sektöründe karbonsuzlaşma ve ticaret kararlarını etkileyeceğinin altı raporda özellikle çiziliyor. Yeşil çelik standartları ile ilgili ortaklaşmaların artmasıyla sertifikasyon konusunda bölünmüşlüğün azalacağı ise özellikle vurgulanıyor.

Etkinlikler

Duplex World Conference & Expo 2026

| 6-7 Mayıs 2026 (Rotterdam, Hollanda)

2nd Annual Steel Summit 2026

| 13-15 Mayıs 2026 (İzmir, Türkiye)

International Iron Ore & Green Steel Summit 2026

| 13-15 Mayıs 2026 (Barselona, İspanya)

Green Steel World Expo & Conference 2026

| 10-11 Haziran 2026 (Dortmund, Almanya)

11th European Conference on Steel and Composite Structures – EUROSTEEL 2026

| 16-18 Eylül 2026 (Krakov, Polonya)

The Green Steel World Conference 2026

| 23-24 Eylül 2026 (Düsseldorf, Almanya)

Stainless Steel World Asia Conference & Expo

| 14-15 Ekim 2026 (Singapur EXPO, Singapur)

Benzer Yazılar