Blog

Bakü’den Belém’e: Küresel İklim Finansmanı Gelişmelerine Hızlı Bir Bakış

sefia-baku-belem-cop30-web

Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz sene Bakü’de gerçekleşen COP29’da ana gündem maddelerinden biri küresel iklim finansmanın hem büyüklüğünün hem de niteliğinin geliştirilmesiydi. Azerbaycan başkanlığı döneminde ortaya konulan ve temellerini İklim Finansmanı Bağımsız Üst Düzey Uzman Grubu’nun (The Independent High-Level Expert Group on Climate Finance – IHLEG) yayınladığı “Raising ambition and accelerating delivery of climate finance” başlıklı raporda bulan, gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere 2035 yılına kadar yılda 1,3 trilyon dolarlık finansman sağlanması konusu finansman müzakerelerinin odak noktasıydı.  

2009 yılında üzerinde anlaşılan ve 2020 yılına kadar gelişmiş ülkelerin daha yoksul ülkelere yılda 100 milyar dolar sağlama hedefinin, iki yıl gecikmeyle 2022’de karşılanmış olması ve söz konusu hedefin 2025 yılında süresinin doluyor olması Yeni Toplulaştırılmış Sayısal Hedef (New Collective Quantified Goal – NCQG) adı altında ifade edilen yeni hedefin gündeme alınmasının temel nedeniydi. COP29’da yeni bir küresel iklim finansmanı için anlaşmaya varılması –jeopolitik gerilimler, ekonomik belirsizlikler ve ABD’nin iklim diplomasisindeki konumu göz önünde bulundurulduğunda– bir zorunluluk olarak değerlendiriliyordu. Müzakerelerde yeni hedefin yapısı, Çin gibi ülkelerin daha zengin çekirdek bağışçılar arasında sayılıp sayılmayacağı ve ülkelerin ne ölçüde hibe veya kredi şeklinde finansman sağlaması gerektiği tartışıldı.

COP 29 sona erdiğinde ortaya çıkan anlaşma, 2035 yılına kadar gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere yılda 300 milyar dolar finansman sağlaması yönünde oldu. Bu tutar kamu kaynakları yoluyla sağlayacakları hibe ve düşük faizli kredilerin, gönüllü katkıların, Birleşmiş Milletler tarafından sağlanan iklim finansmanı ve söz konusu kaynakların harekete geçireceği özel finansmanın toplamı olarak ifade edildi. Fakat birçok gelişmekte olan ülke bu miktarın çok düşük ve 2035 tarihinin ise çok geç olduğunu dile getirdi. Bu eleştirilere cevaben iklim finansmanın geliştirilmesi gündemi COP29’dan COP30’a taşınarak, Bakü’den Belém’e 1,3 Trilyon için Yol Haritası (Baku to Belém Roadmap to 1.3T) süreci altında ele alınacağı ifade edilmişti. Konuya ilişkin COP29 kapanışı sonrası yayımladığımız, kapsamlı değerlendirmemizi bu linkten okuyabilirsiniz. 

COP29 üzerinden bir yıl geçtiğine ve süreç artık Belém’e vardığına göre küresel iklim finansmanındaki gelişmelerin fotoğrafını çekme vakti de geldi. Peki bugüne kadar neler oldu? 

İklim finansmanı konusundaki temel meseleler, eğer finansmanın yeterince hızlı bir şekilde gelişmediği konusunu bir tarafa bırakacak olursak, mevcut finansmanın ağırlıklı olarak krediler yoluyla sağlanması ve emisyon azaltımı odaklı olması. Bu durum da hali hazırda borç yükü altında olan ve iklim değişikiğinin yıkıcı etkileriyle bugünden yüzleşmek zorunda kalan en kırılgan ülkelerin genel anlamda iklim finansmanına, ama özellikle de ihtiyaç duydukları adaptasyon ve kayıp-zarar finansmanına erişememesi anlamına geliyor.

2023 yılına kadar gelen en kapsamlı iklim finansmanı verileri toplam küresel iklim finansmanının 1,9 trilyon dolara ulaşıldığını, 2024 için kesinleşmemiş verilerin ise 2 trilyon dolar seviyesinde olduğunu söylüyor. Finansmandaki artış özellikle 2021 yılı sonrasında hızlanırken, 2021-2023 arasındaki yıllık ortalama artışın %26’ya yükseldiği, 2018-2020 dönemindeki ortalama %8’lik artışla karşılaştırıldığında önemli bir ilerleme kaydedildiği görülüyor. Ancak söz konusu finansman dağılımındaki eşitsizlikler dikkat çekmeye devam ediyor:

  • Finansmanın %94’ü emisyon azaltım projelerine yönelirken buradaki öncelikli sektörlerin enerji sistemleri (%47), ulaştırma (%31), binalar ve altyapı (%16) olduğu görülüyor. Uyuma ayrılan finansmanın toplam içerisindeki payının %3 seviyesinde olduğu ve bunun da ağırlıklı olarak krediler yoluyla sağlanıyor olduğu dikkat çekiyor. Finansmanın enerjide dönüşümünde yoğunlaşmasının arkasında destekleyici politikaların ve hızla düşen teknoloji maliyetlerinin olduğu ifade ediliyor.
  • Gelişmekte olan ekonomilerin erişebildiği uluslararası iklim finansman tutarı ise ancak 196 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Bu tutar 2018-2023 yılları arasında erişilen finansmanın neredeyse 2 katına çıktığına işaret etse de ihtiyaç duyulan finansmanın oldukça gerisinde kaldığı görülüyor.

  • 2035’e kadar 1,3 trilyon dolara erişilmesi hedeflendiği göz önünde bulundurulduğunda, mevcut eğilimin bizi bu hedefin altında bir seviyeye getirdiği görülüyor. 2018-2023 yılları arasındaki yıllık ortalama bileşik büyüme oranı ile 2035’e kadar hızlanan bir büyüme projeksiyonu altında bile gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere aktaracağı küresel iklim finansmanı 1,17 trilyon dolara ulaşabiliyor. Bu durum da hedeflenen finansman büyüklüğüne ulaşabilmek için daha fazlasının yapılması gerektiğine işaret ediyor.


Bu bağlamda,
Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın yayımladığı
raporda uluslararası finansman mimarisinin iklime dirençli bir kalkınma için nasıl yeniden düzenlenmesi gerektiğine ilişkin raporunda temel öncelikler ele alınıyor. Uluslararası finansal sistemde bir reform yapılmadan mevcut kaynaklarla iklim finansmanı hedefleri arasındaki açığın kapatılamayacağına işaret eden rapor; gelişmekte olan ülkelere sağlanacak finansmanın hem iklim hem de diğer dış şoklara dayanıklı bir destek ağı çerçevesinde ele alınması gerektiğini söylüyor. Reform için öncelikli alanlar ise şu şekilde sıralanıyor:

  • Likiditeye ve istikrar araçlarına erişimi artırarak, ülkelerin ani sermaye giriş-çıkış döngülerine (boom-bust) ve iklim şoklarına karşı kırılganlığını azaltmak; tüm ihtiyaç sahibi ülkelere zamanında ve koşulsuz destek sunan, daha adil bir küresel finansal güvenlik ağı oluşturmak.
  • Yeterli ve öngörülebilir iklim finansmanını artırarak, gelişmekte olan ülkelerde iklime dayanıklı yapısal dönüşümü desteklemek; bu kapsamda sürdürülemez seviyeye gelen borçluluk sorunlarını gündeme almak ve yerel kaynak mobilizasyonunu güçlendirmek.
  • Küresel ekonomik yönetişimi, iklim ve kalkınma krizleri karşısında tüm ülkelerin çıkarlarını ve ihtiyaçlarını yansıtan, temsiliyeti yüksek ve hesap verebilir bir sistem oluşturacak şekilde dengeli bir sistem haline getirmek.


Ekolojik eşiklerin aşıldığı, iklim krizinin etkilerini en savunmasız kesimler üzerinde giderek artan bir sıklıkla görmeye başladığımız bir dönemde iklim finansmanın azaltım, uyum ve kayıp-zarar olmak üzere tüm alanlarda eşitlikçi bir şekilde artırılmasına; en az gelişmiş ülkeler ve kırılgan topluluklar öncelikli olmak üzere tüm ihtiyaç sahiplerinin finansmana erişiminin kolaylaştırılmasına yönelik duyulan ihtiyaç giderek daha da acil bir gündem haline geliyor. Diğer taraftan da pek çok topluluk için varoluşsal bir önem taşıyan bu ihtiyaçların karşılanması, yalnızca iklim finansmanında değil kalkınmanın finansmanında da darboğaz yaratan finansal sistemin küresel boyutta yeniden yapılandırılması gerekliliğini doğuruyor. Bu arada da iklim krizi gerçeği ve daralan takvimler önümüzde duruyor. 

COP30’un da öncelikli gündemlerinden biri olacak iklim finansmanı konusunu, önümüzdeki 2 hafta boyunca yakından takip etmeye devam edeceğiz. 

Benzer Yazılar