İçindekiler
- Yazı: Ayşe Ceren Sarı, Berfu Çopur
- Giriş
- Adil Geçiş Neden Bir Finansal Mimari Gerektirir?
- Adil Geçiş Finansmanında Kaynaklar Arasında İş Bölümü
- Çok Kaynaklı Finansmandan Bütünleşik Finansal Mimariye
- Türkiye’nin Adil Geçiş Finansman Mimarisinde U-AGF’nin Rolü
- Ulusal Adil Geçiş Fonu Nasıl Tasarlanmalı?
- Sonuç
Adil geçişin finansmanında temel meselelerden biri dönüşümün gerektirdiği mali kaynakların nasıl oluşturulacağıdır. Özellikle Türkiye gibi kamu kaynaklarının sınırlı olduğu ve uluslararası finansmana erişimin giderek daha fazla önem kazandığı ülkelerde yeterli, öngörülebilir ve uzun vadeli finansman kaynaklarının oluşturulması başlı başına bir politika alanıdır. Bununla birlikte finansmanın büyüklüğü adil geçişin başarısını tek başına belirlemez. Kaynakların hangi ihtiyaçlara, bölgelere ve toplumsal gruplara yönlendirileceği, hangi öncelik ve ölçütlere göre tahsis edileceği, hangi kurumsal yapı içinde ve kimlerin katılımıyla kullanılacağı da finansmanın adil geçiş hedeflerine ne ölçüde hizmet edeceğini belirler.
Bir önceki yazımızda adil geçişin yönetişim boyutunu ele almış, merkezi yönetimden yerel aktörlere uzanan çok katmanlı karar alma yapısının neden kritik olduğunu tartışmıştık. Ancak bir yönetişim çerçevesinin oluşturulması alınan kararların hangi kaynaklar ve araçlarla hayata geçirileceği sorusunu da beraberinde getirir. Adil geçiş politikalarının uygulanabilmesi karar alma mekanizmalarının yanı sıra bu kararları destekleyecek finansman kaynaklarının, finansman araçlarının ve kurumsal mekanizmaların oluşturulmasını gerektirir. Bu noktada yönetişim yapısını uygulama kapasitesiyle buluşturan finansal mimari önem kazanmaktadır.
Bu çerçevede SEFiA ve WWF-Türkiye tarafından geliştirilen Ulusal Adil Geçiş Fonu (U-AGF) önerisi, Türkiye’de adil geçiş finansmanına yönelik kurumsal bir mekanizma ortaya koymaktadır. Bu yazıda öncelikle böyle bir finansal mimariye neden ihtiyaç duyulduğunu ve farklı finansman kaynaklarının bu yapı içinde hangi işlevleri üstlenebileceğini ele alıyor, ardından U-AGF’nin finansal mimarideki rolünü ve temel tasarım ilkelerini tartışıyoruz.
Adil Geçiş Neden Bir Finansal Mimari Gerektirir?
Bölgesel kalkınma temellerine dayanan kapsamlı bir adil geçiş mekanizmasının hayata geçirilmesi önemli miktarda, uzun vadeli ve öngörülebilir finansman gerektirir. Kömürden çıkış, sanayinin karbonsuzlaşması ve enerji sisteminin dönüşümü, yalnızca yeni teknoloji ve altyapı yatırımlarının finansmanı meselesi değildir. Dönüşüm, mevcut üretim yapısını ve bu yapı etrafında oluşmuş istihdam ilişkilerini, bölgesel ekonomileri, kamu gelirlerini ve yerleşik çıkarları yeniden şekillendirirken maliyet ve kazanımları da sektörler, bölgeler ve toplumsal gruplar arasında farklı biçimlerde dağıtır. Bu nedenle finansman ihtiyacı, yeni yatırımların yanında gelir ve istihdam kayıplarının telafisini, işgücünün beceri dönüşümünü, ekonomik çeşitlenmeyi, sosyal korumayı ve bölgesel kalkınmayı kapsayan, uzun yıllara yayılan bir yeniden yapılanma sürecinden doğar. Yeterli ve sürekliliği güvence altına alınmış finansman kaynaklarının oluşturulması bu bakımdan adil geçiş politikasının temel koşullarından biridir.
Bu kaynakların adil geçişi destekleyebilmesi tahsis ve kullanım koşullarının da açık biçimde belirlenmesini gerektirir. Finansman kullanımına dair tercihler dönüşümün hangi alan ve aktörlerinin destekleneceğini, maliyetlerin kimler tarafından üstlenileceğini ve yaratılan olanaklardan kimlerin yararlanacağını belirler. Kaynakların büyük ölçekli teknoloji ve altyapı yatırımlarına yönlendirilmesi ile gelir ve istihdam kayıplarının telafisine, yeni istihdam alanlarının oluşturulmasına, sosyal korumaya veya bölgesel ekonomik çeşitlenmeye ayrılması farklı ekonomik, sosyal ve bölgesel sonuçlar doğurur. Dolayısıyla finansmanın büyüklüğü kadar hangi ihtiyaçlara, bölgelere ve toplumsal gruplara hangi öncelikler doğrultusunda ve hangi zaman ufkuyla tahsis edildiği de dönüşümün adil niteliğini belirler.
Bu tercihlerin tutarlı, şeffaf ve adil biçimde yapılabilmesi, finansmanın kurumsal ve yönetsel çerçevesine bağlıdır. Kaynakların bölgeler, sektörler ve toplumsal gruplar arasında nasıl dağıtılacağı, hangi dönüşüm ihtiyaçlarına öncelik verileceği, farklı finansman araçlarının hangi amaçlarla kullanılacağı ve elde edilen sonuçların hangi göstergelerle değerlendirileceği bu çerçeve içinde şekillenir. Adil geçiş finansmanı bu yönüyle hem yeterli kaynakların oluşturulmasını hem de bu kaynakların ekonomik dönüşüm, sosyal koruma ve bölgesel kalkınma hedefleri arasında tutarlı bir ilişki kuracak şekilde yapılandırılmasını ve yönlendirilmesini kapsar.
Bu bütünlüğü sağlayan finansal mimari gelir kaynakları, finansman araçları, tahsis mekanizmaları, uygulayıcı kurumlar ile izleme ve değerlendirme sistemlerinin nasıl bir araya getirileceğini tanımlayan kurumsal çerçevedir. Bu çerçeve söz konusu bileşenlerin adil geçiş hedefleri doğrultusundaki işlevlerini, aralarındaki ilişkileri, karar alma yetkilerini ve hesap verebilirlik mekanizmalarını belirler. Böylece finansmanın nereden sağlanacağı, hangi araçlarla ve kimler tarafından kullanılacağı, hangi ihtiyaçlara yönlendirileceği ve sonuçlarının nasıl izleneceği bütünlüklü bir dönüşüm programının parçaları haline gelir. Adil geçişin uzun vadeli ve çok boyutlu niteliği farklı alanlardaki finansman programlarının bağımsız biçimde değil birbirini tamamlayacak şekilde tasarlanmasını gerektirir. Sosyal koruma programlarının bölgesel kalkınma politikalarıyla, sanayi yatırımlarının işgücü dönüşümü ve beceri politikalarıyla, enerji dönüşümünün ise istihdam ve yerel ekonomik çeşitlenme hedefleriyle ilişkilendirilmesi bu bütünlüğün temelini oluşturur. Finansal mimari bu yönüyle farklı politika alanlarına yönlendirilen kaynakların ortak hedefler doğrultusunda ve farklı zaman ufukları arasında eşgüdümlü biçimde kullanılmasını sağlayarak adil geçiş finansmanını tekil proje ve yatırım kararlarının ötesine taşır.
Bu çerçevede finansal mimarinin tasarımında yanıtlanması gereken ilk soru, dönüşümün hangi gelir kaynaklarına dayanacağı ve farklı finansman araçlarının sistem içinde hangi işlevleri üstleneceğidir.
Adil Geçiş Finansmanında Kaynaklar Arasında İş Bölümü
Adil geçişin uzun vadeli ve çok boyutlu yapısı, farklı gelir kaynakları ve finansman araçlarının birlikte kullanılmasını gerektirir. Merkezi bütçe, karbon fiyatlandırmasından elde edilen gelirler, uluslararası iklim finansmanı, ulusal ve uluslararası kalkınma bankaları, özel sektör yatırımları, kurumsal yatırımcılar ve yerel kaynaklar bu yapıya farklı biçimlerde katkıda bulunabilir. Çok kaynaklı bir yapı oluşturmak mümkün olan bütün kaynakları aynı havuzda toplamak anlamına gelmez. Temel amaç, her kaynağın ve aracın üstlenebileceği işlevi belirlemek ve bunları dönüşümün farklı finansman ihtiyaçlarıyla eşleştirmektir.
Bu yapı içinde finansman kaynakları ve araçları birbirini tamamlayan işlevler üstlenmekle birlikte ağırlıkları ve sorumlulukları bakımından farklılaşır. Adil geçişin uzun vadeli, öngörülebilir ve sürdürülebilir biçimde finanse edilebilmesi için merkezi bütçenin sistemin temel omurgasını oluşturması gerekir. İlave finansman kaynakları kamunun uzun vadeli finansman sağlama ve dönüşümün maliyetlerini yeniden dağıtma sorumluluğunun yerine geçmez. Farklı kaynakların, kurumların ve araçların üstlenebileceği işlevler şu şekilde tanımlanabilir:
- Merkezi bütçe sosyal koruma, aktif işgücü politikaları, eğitim ve sağlık hizmetleri ile bölgesel kalkınma ve ekonomik çeşitlenmeye yönelik programların uzun vadeli ve öngörülebilir biçimde finanse edilmesini sağlar.
- Karbon fiyatlandırmasından elde edilen gelirler dönüşüm maliyetlerinin daha adil paylaşılmasına ve dönüşümden olumsuz etkilenen bölgeler ile toplumsal grupların desteklenmesine yönlendirilebilir.
- Uluslararası hibeler ve imtiyazlı finansman başlangıç yatırımlarının maliyetini azaltabilir ve işgücü ile toplum temelli dönüşüm programlarını destekleyebilir.
- Ulusal ve uluslararası kalkınma bankaları sanayi ve altyapı dönüşümü için uzun vadeli ve uygun koşullu sermaye sağlayabilir, garanti ve risk paylaşımı araçları yoluyla diğer finansman kaynaklarının harekete geçirilmesine katkıda bulunabilir.
- Özel sektör ve kurumsal yatırımcılar uygun düzenleyici koşullar ve risk paylaşımı mekanizmaları altında yeşil sanayi ve temiz teknoloji yatırımlarının ölçeğini ve hızını artırabilir.
- Yerel yönetimler bölgesel dönüşüm projelerinin belirlenmesi ve uygulanmasında rol üstlenebilir, mali kapasitelerinin elverdiği ölçüde eş finansman sağlayabilir.
Çok Kaynaklı Finansmandan Bütünleşik Finansal Mimariye
Kaynakların çeşitlendirilmesi kendi başına bütünlüklü bir finansal mimari oluşturmaz. Farklı kaynakların hangi hedefler doğrultusunda kullanılacağını, aralarındaki iş bölümünü ve karar alma sorumluluklarını belirleyen bir yönetişim yapısına da ihtiyaç vardır. Bir önceki yazıda ele aldığımız adil geçiş yönetişimi ile bu yazıda ayrıntılandırdığımız finansal mimari, aynı politika çerçevesinin birbiriyle iç içe geçmiş iki boyutudur. Yönetişim yapısı dönüşüme ilişkin kararların kimler tarafından, hangi yetkilerle ve katılım mekanizmalarıyla alınacağını belirlerken finansal mimari bu kararların hangi kaynak ve araçlarla hayata geçirileceğini, finansmanın nasıl tahsis edileceğini ve sonuçlarının nasıl izleneceğini düzenler. Finansal mimari bu anlamda adil geçiş yönetişiminin finansman alanındaki kurumsal karşılığını oluşturur.
Yönetişim ile finansal mimarinin kesiştiği başlıca alanlardan biri kaynakların tahsisidir. Bu noktada tahsis kriterleri ile harcama kalemlerinin birbirinden ayrılması gerekir. Harcama kalemleri fonun sanayi yatırımı, gelir desteği, beceri geliştirme, bölgesel ekonomik çeşitlenme veya yerel sosyal altyapı gibi hangi faaliyetleri finanse edeceğini gösterir. Tahsis kriterleri ise kaynakların hangi bölgelere, topluluklara ve yararlanıcı gruplara, hangi ihtiyaç ve kırılganlık göstergelerine göre yönlendirileceğini belirler. Örneğin ekonomik çeşitlenmeye ayrılan aynı büyüklükteki kaynak fosil yakıtlara bağımlılık, istihdam kaybı riski, toplumsal kırılganlık veya yerel uygulama kapasitesi gibi farklı kriterlere göre tahsis edildiğinde farklı bölgesel ve toplumsal sonuçlar doğurabilir. Adil geçiş fonunu “adil” kılan yalnızca desteklediği harcama alanları değil, kaynakların dönüşümün maliyet ve kazanımlarını daha dengeli dağıtacak öncelikler doğrultusunda tahsis edilmesidir.
Gelir kaynaklarının çeşitlendirilmesi, yönetişim yapısının kurulması ve tahsis ilkelerinin belirlenmesi, bu unsurların kendiliğinden uyumlu biçimde işleyeceği anlamına gelmez. Bunları ortak bir strateji çerçevesinde bir araya getirecek, uygulama süreçlerini koordine edecek ve sonuçları izleyecek kurumsal bir mekanizmaya ihtiyaç vardır. U-AGF’nin finansal mimari içindeki rolü bu noktada ortaya çıkar.
Bu bütünleştirme ihtiyacı Türkiye’ye özgü değildir. Avrupa Birliği Adil Geçiş Mekanizması ile Güney Afrika’nın JETP süreci, farklı finansman araçlarının ulusal politika hedefleri ve kurumsal yapılarla ilişkilendirilmesinin önemini göstermektedir. Ulusal finansman mekanizmalarının uluslararası destek yapılarıyla nasıl ilişkilendirileceği sorusu ise COP31 hazırlıkları kapsamında gündeme gelen Belém Eylem Mekanizması tartışmalarıyla yeni bir boyut kazanmıştır.
Türkiye’nin Adil Geçiş Finansman Mimarisinde U-AGF’nin Rolü
Önceki bölümler, adil geçiş finansmanının neden çok kaynaklı bir finansal mimariye dayanması gerektiğini ortaya koydu. Bu noktada temel soru, Ulusal Adil Geçiş Fonu’nun (U-AGF) bu finansal mimari içinde hangi rolü üstleneceğidir. U-AGF’nin işlevi yeni finansman kaynakları oluşturmak ve mevcut kaynakları harekete geçirmekle sınırlı değildir. U-AGF merkezi bütçe tahsisleri, karbon fiyatlandırması gelirleri, uluslararası iklim finansmanı, kalkınma bankalarının sağladığı finansman ve özel sektör katkıları gibi farklı akışları ortak bir stratejik çerçeve altında bütünleştirecek şekilde konumlandırılmalıdır. Fon aynı zamanda yeni gelir kaynaklarının oluşturulmasını, uluslararası finansmana erişimin geliştirilmesini ve ilave özel sermayenin harekete geçirilmesini destekleyebilir. Bu kaynakların adil geçiş öncelikleri doğrultusunda tahsis edilmesini, kullanılmasını ve izlenmesini sağlayarak kaynak yaratma ile finansmanı yönetme işlevlerini aynı kurumsal yapı içinde bir araya getirir.
Bu işlev Türkiye’de henüz adil geçişe özgülenmiş bütünlüklü bir finansal mimarinin bulunmaması nedeniyle özel önem taşımaktadır. Sosyal koruma, istihdam, bölgesel kalkınma, enerji dönüşümü ve sanayinin karbonsuzlaşmasıyla ilişkili politika ve finansman araçları bulunsa da bunlar ortak bir adil geçiş stratejisi altında tanımlanmamış ve birbirleriyle ilişkilendirilmemiştir. U-AGF bu bakımdan farklı finansman kaynakları ile politika alanlarını ortak hedefler doğrultusunda ilişkilendirerek ve yeni kaynakların oluşturulmasını destekleyerek Türkiye’de bütünlüklü bir adil geçiş finansman mimarisinin kurulmasına zemin sağlayabilir.
Türkiye’de kömür üretimine ve termik santrallere bağımlı bölgelerin ihtiyaçları ile karbon yoğun sanayi merkezlerinin dönüşüm ihtiyaçları birbirinden farklıdır. Bazı bölgelerde gelir ve istihdam kayıplarının telafisi, sosyal koruma ve ekonomik çeşitlenme öne çıkarken bazı bölgelerde sanayinin teknolojik dönüşümü, işgücünün beceri dönüşümü ve yerel tedarik zincirlerinin uyarlanması öncelik kazanabilir. Bölgelerin ekonomik yapıları, toplumsal kırılganlıkları ve yerel uygulama kapasiteleri de önemli ölçüde farklılaşmaktadır. U-AGF, ulusal dönüşüm hedefleri ile bu farklı bölgesel ihtiyaçlar arasında finansman üzerinden bağ kurarak kaynakların tek tip programlar yerine yerel koşullar ve dönüşüm öncelikleri doğrultusunda yönlendirilmesini sağlayabilir.
U-AGF bu anlamda Türkiye’nin adil geçiş finansman mimarisinin temel uygulama ve koordinasyon mekanizması olarak tasarlanabilir. Fonun katma değeri, farklı finansman kaynaklarını yalnızca aynı havuzda toplamasından değil, bu kaynaklar arasında işlevsel bir ilişki kurmasından doğar. Merkezi bütçenin taşıyıcı rolü korunurken karbon fiyatlandırması gelirlerinin, uluslararası iklim finansmanının, kalkınma bankalarının sunduğu finansmanın ve özel sektör yatırımlarının hangi ihtiyaçlar için ve hangi koşullarda kullanılacağı U-AGF aracılığıyla belirlenebilir. Böylece sosyal koruma ve bölgesel kalkınma programlarının sürekliliği ile sanayi, enerji ve altyapı yatırımlarının finansmanı ortak bir dönüşüm programı içinde ilişkilendirilebilir.
Fonun başarısı yalnızca harekete geçirdiği kaynakların büyüklüğüyle değil farklı finansman akışlarını ortak bir strateji altında bütünleştirebilmesi, kaynakları bölgesel ve toplumsal ihtiyaçlara göre şeffaf biçimde tahsis edebilmesi ve uygulama sonuçlarını izleyebilmesiyle ölçülmelidir. U-AGF bu işlevleri yerine getirdiği ölçüde teknik bir mali araç olmanın ötesine geçerek Türkiye’de adil geçiş politikalarının uygulanmasını destekleyen kalıcı bir kurumsal mekanizmaya dönüşebilir. Bu işlevlerin yerine getirilebilmesi fonun yalnızca gelir kaynaklarının değil yönetişim modelinin, tahsis rejiminin, hesap verebilirlik mekanizmalarının ve kurumsal sürekliliğinin de birlikte tasarlanmasını gerektirir.
Ulusal Adil Geçiş Fonu Nasıl Tasarlanmalı?
U-AGF’nin finansal mimari içindeki işlevlerini yerine getirebilmesi, fonun gelir kaynaklarından tahsis rejimine uzanan bütünlüklü bir kurumsal tasarıma dayanmasını gerektirir. Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda gerçekleştirmesi gereken uzun vadeli enerji, sanayi ve bölgesel dönüşüm dikkate alındığında fonun yalnızca bugünün finansman ihtiyaçlarına değil, zaman içinde değişecek dönüşüm önceliklerine de yanıt verebilmesi gerekir. Türkiye için geliştirdiğimiz U-AGF önerisi bu doğrultuda birbiriyle ilişkili beş tasarım ilkesi üzerine kuruludur:
- Öngörülebilir ve çeşitlendirilmiş gelir yapısı: Adil geçiş yıllara yayılan, bölgesel kalkınma çerçevesinde konumlandırılan yapısal bir dönüşümdür. Bu nedenle kısa vadeli proje finansmanı veya dönemsel hibeler üzerine kurulamaz. U-AGF’nin, merkezi bütçeyi finansal yapının temel omurgası olarak esas alan; karbon fiyatlandırması gelirleri, uluslararası iklim finansmanı, kalkınma bankaları ve özel sermayeyi ise bu yapıyı tamamlayan unsurlar olarak kurgulayan çok kaynaklı bir gelir modeline sahip olması gerekir. Böylece fon, tek bir gelir kaynağına bağımlılığı azaltırken uzun vadeli ve öngörülebilir bir finansman zemini oluşturabilir.
- Katılımcı yönetişim: U-AGF’nin merkezi koordinasyonu korurken yerel yönetimler, işçi ve işveren temsilcileri, kalkınma ajansları, sivil toplum ve diğer ilgili paydaşların karar süreçlerine katılımını sağlayan çok düzeyli bir yönetişim modeliyle çalışması gerekir. Böylece ulusal öncelikler ile bölgesel ihtiyaçlar arasında çift yönlü bir ilişki kurulabilir ve finansman kararlarının meşruiyeti güçlendirilebilir.
- Kırılganlık temelli tahsis: Adil geçiş fonlarını diğer kamu fonlarından ayıran temel özellik, kaynakların proje kalitesinin yanında dönüşüm bölgelerinin öncelikli ihtiyaçlarına göre de tahsis edilmesidir. Bu nedenle U-AGF’nin kaynakları bölgesel gelişmişlik düzeyi, ekonomik bağımlılık, istihdam riski, toplumsal kırılganlık ve dönüşüm kapasitesi gibi nesnel göstergeler doğrultusunda tahsis edilmelidir.
- İzleme, değerlendirme ve hesap verebilirlik: U-AGF’nin başarısı yalnızca ne kadar kaynak harcadığıyla ölçülemez. Asıl soru, bu kaynakların adil geçiş hedeflerine ne ölçüde katkı sağladığıdır. Çoğu zaman uzun dönemli olan bu etkileri uygulama öncesinde tam olarak ölçebilmek mümkün olmamaktadır. Bu nedenle fonun emisyon azaltımı, yeni istihdam, ekonomik çeşitlenme, sosyal koruma, beceri dönüşümü ve bölgesel kalkınma gibi sonuçları düzenli olarak izleyen güçlü bir izleme ve değerlendirme sistemine sahip olması gerekir. Hesap verebilirlik yalnızca mali denetim anlamına gelmez. Fonun politika etkisinin düzenli olarak değerlendirilmesini de içerir. İyi tasarlanmış bir izleme sistemi finansal gerçekleşmeleri ve proje çıktılarını kısa vadede, bölgesel ve toplumsal etkileri ise orta ve uzun vadede takip edebilmelidir. İzleme sonuçlarının kamuoyuna açıklanması ve sonraki tahsis kararlarına yansıtılması hesap verebilirliğin temel unsurlarını oluşturmalıdır.
- Politika sürekliliği: Adil geçiş seçim dönemlerinden ve yıllık bütçe döngülerinden çok daha uzun soluklu bir dönüşüm sürecidir. Buna karşılık hükümetler, bütçe öncelikleri ve ekonomik koşullar zaman içinde değişebilir. Bu nedenle U-AGF’nin temel hedefleri, gelir yapısı, tahsis ilkeleri ve hesap verebilirlik mekanizmaları kısa vadeli siyasi ve ekonomik değişimler karşısında kurumsal sürekliliği koruyacak bir çerçeveye kavuşturulmalıdır. İyi tasarlanmış bir fon yalnızca mevcut projeleri finanse etmez. Farklı siyasi dönemler boyunca adil geçiş hedeflerinin kurumsal hafızasını, program bütünlüğünü ve finansman sürekliliğini de korur.
Bu beş ilke birbirinden bağımsız tasarım tercihleri değildir. U-AGF’nin kaynak yaratma, karar alma, tahsis, uygulama, izleme ve kurumsal süreklilik işlevleri ancak bu ilkelerin birlikte işletilmesiyle bütünlük kazanabilir.
Bu tasarım ilkelerinin hayata geçirilebilmesi için fonun ilk tahsis kararlarından önce aşağıdaki hukuki, kurumsal ve analitik altyapının oluşturulması gerekir:
- Merkezi bütçe ve karbon fiyatlandırması gelirlerinin fona aktarılmasına ilişkin yasal ve mali çerçevenin oluşturulması,
- Ulusal ve bölgesel düzeyler arasındaki görev, yetki ve karar alma mekanizmalarının tanımlanması,
- Kaynakların hangi ölçütlere göre dağıtılacağını belirleyen bölgesel ve açık tahsis kriterlerinin geliştirilmesi,
- Bölgeler ve sektörler arasındaki öncelikleri ortaya koyan kırılganlık analizlerinin hazırlanması,
- Yerel ihtiyaçları ve yatırım önceliklerini belirleyen, kırılganlık analizleri temelli bölgesel adil geçiş planlarının oluşturulması,
- Sonuçları ölçmeye yönelik çıktı ve etki odaklı göstergeler çerçevesinin belirlenmesi,
- Düzenli raporlama, değerlendirme ve kurumsal öğrenmeyi sağlayacak kurumsal bir izleme sisteminin kurulması,
- Tahsis ve uygulama kararlarına ilişkin şikâyet, itiraz ve düzeltme mekanizmalarının oluşturulması.
Bu unsurlar fonun işleyişine sonradan eklenebilecek tamamlayıcı düzenlemeler değil, U-AGF’nin adil geçiş niteliğini belirleyen kurucu bileşenlerdir. Bu altyapı oluşturulmadan hayata geçirilen bir fon kaynak toplayabilir ve harcama yapabilir. Ancak hangi bölgelerin neden önceliklendirildiği, geçiş maliyetlerinin nasıl paylaştırıldığı, başarının hangi ölçütlerle değerlendirildiği ve uzun vadeli hedeflerin nasıl korunacağı konuları belirsiz kalır. Böyle bir yapı mali anlamda bir fon olsa da adil geçiş politikalarının uygulanmasını destekleyen kurumsal bir mekanizma işlevi göremez.
Sonuç
Adil geçiş finansmanında temel mesele yalnızca daha fazla kaynak harekete geçirmek değil, bu kaynakları uzun vadeli dönüşüm hedefleri doğrultusunda yönlendirecek kurumsal kapasiteyi oluşturmaktır. Ulusal Adil Geçiş Fonu’nun kurumsal niteliği tüm bileşenlerin birlikte ve tutarlı biçimde çalışabilmesinden doğar. Öngörülebilir gelir kaynakları olmadan uzun vadeli programlar kurulamaz, katılımcı yönetişim olmadan finansman kararları meşruiyet kazanamaz, kırılganlık temelli tahsis olmadan kaynaklar dönüşüm ihtiyacına göre yönlendirilemez, hesap verebilirlik olmadan politika etkisi değerlendirilemez, politika sürekliliği olmadan ise bu kazanımlar değişen siyasi ve ekonomik koşullar karşısında korunamaz. Bu çerçevede U-AGF, merkezi bütçenin taşıyıcı rolünü koruyan, farklı finansman kaynaklarını ortak öncelikler doğrultusunda bütünleştiren ve Türkiye’nin adil geçiş politikalarını uzun vadeli bir kamu politikası olarak uygulama kapasitesini güçlendiren temel mekanizmalardan biri olabilir.