İklim Gündemi

SEFiA İklim Gündemi #99 | COP31 Gündeminde Güvenilirliği Yüksek Karbon Kredileri Hacmini Geliştirmek

sefia-iklim-gundemi-99-web

Bugün, 17 Ağustos 2026.

SEFiA İklim Gündemi’nin yeni sayısına hoş geldiniz…

Bu sayıda, “COP31 Gündeminde Güvenilirliği Yüksek Karbon Kredileri Hacmini Geliştirmek” konusunu merkeze alıyoruz.

Yorum ve geri dönüşlerinizi bekliyoruz!

Keyifli okumalar,

* Aşağıdaki sesli özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur ve bazı detayları içermeyebilir. Tüm bilgiler için bültenin tamamını okumanızı öneririz.

SEFiA YouTube ve Spotify Kanalında Yeni Programlar:

COP31’e Doğru İklim Ajandası isimli yeni programımızın bu bölümünde, karbon düzenlemelerinin uyum niteliğini ve sanayi dönüşümünü şekillendiren bir politika alanı haline geldiğini konuşuyoruz. Ayrıca, Türkiye’nin ticaretindeki karbon yükünü görünür kılmanın ve dönüşüme yön verecek politika araçlarının önemini değerlendiriyoruz…

Küresel Enerji Gözlemcisi (Global Energy Monitor – GEM) tarafından yayımlanan yeni rapor, küresel kömür talebindeki durgunluğa rağmen planlanan madencilik kapasitesinin 2025 yılında %11 arttığını ortaya koyuyor. Yeni projeler özellikle Hindistan ve Çin’de yoğunlaşıyor.

  • Temel Bulgular: Planlanan küresel kömür madenciliği kapasitesi yıllık 2,52 milyar tona ulaştı. Hindistan’ın planladığı kapasite 329 milyon tondan 658 milyon tona çıkarak yaklaşık iki katına yükseldi. Geliştirme aşamasındaki projelerin %92’si Hindistan, Çin, Avustralya, Rusya ve Güney Afrika’da, yaklaşık %70’i ise henüz inşaat öncesi aşamada bulunuyor. Türkiye’de Ağustos 2021-Ekim 2025 döneminde 31 ilde toplam 123 kömür madeni projesi için izin süreci başlatıldı.

  • Neden Önemli?: Yenilenebilir enerji maliyetlerinin düştüğü ve kömür talebinin yavaşladığı bir dönemde yeni maden yatırımları atıl varlık, aşırı kapasite ve piyasa oynaklığı risklerini artırıyor. Türkiye’de yeni sahaların açılması ve mevcut sahaların genişletilmesi, kömürlü santralların ömrünü uzatarak kömürden adil çıkışı geciktirebilir.

Yapay zekanın enerji sektöründeki iklim etkisini inceleyen yeni bir çalışma, teknolojinin fosil yakıt üretiminde sağladığı verimlilik artışlarının yenilenebilir enerjide oluşturduğu emisyon tasarruflarını aşabileceğini ortaya koyuyor.

  • Temel Bulgular: İncelenen 64 senaryoda yapay zekanın yıllık net karbon emisyonlarını 0,47 ila 1,8 gigaton artırabileceği hesaplanıyor. Bu miktar enerji sektörünün yıllık emisyonlarının yaklaşık %1-5’ine karşılık geliyor. Yapay zekanın temiz ve fosil enerji sektörlerinde benzer oranda kullanılması durumunda emisyonların dengelenebilmesi için yenilenebilir enerjideki verimlilik artışının fosil yakıtlardakinin en az dört katına ulaşması gerekiyor.

  • Neden Önemli?: Yapay zeka, şebeke yönetimini ve yenilenebilir enerji üretimini iyileştirebilirken petrol ve gaz arama, sondaj ve çıkarma faaliyetlerini de hızlandırabiliyor. İklim politikalarının veri merkezlerinin emisyonlarının yanında, teknolojinin fosil yakıt üretimini artıran dolaylı etkilerini de kapsaması gerekiyor.

Türkiye ile UNFCCC (Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi) Sekretaryası arasındaki COP31 Ev Sahibi Ülke Anlaşması, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Anlaşma, Türkiye’nin COP31 ve bağlantılı toplantıların düzenlenmesine ilişkin idari ve lojistik yükümlülüklerini belirliyor.

  • Temel Bulgular: 9 Haziran 2026 tarihinde Bonn’da imzalanan anlaşmanın onaylanması, TBMM tarafından 30 Temmuz’da kabul edilen 7591 sayılı Kanun ile uygun bulundu. Düzenleme, COP31’in yanı sıra Kyoto Protokolü Taraflar Toplantısı’nın 21’inci ve Paris Anlaşması Taraflar Toplantısı’nın 8’inci oturumlarını, bağlı organların oturumlarını ve diğer UNFCCC toplantılarını kapsıyor.

  • Neden Önemli?: Ev sahipliği, Türkiye’nin iklim diplomasisindeki görünürlüğünü ve sorumluluğunu artırıyor. Sürecin başarısı, organizasyon kapasitesinin ötesinde, finansman, emisyon azaltımı, uyum ve adil geçiş alanlarında somut sonuçlar üretilmesine bağlı olacak.

Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları ile İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları Hakkında Yönetmelik, Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Düzenleme, yerel iklim planlarının ortak standartlara uygun şekilde hazırlanmasını ve il düzeyinde kurumlar arası koordinasyonun güçlendirilmesini amaçlıyor.

  • Temel Bulgular: Vali başkanlığındaki İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları, 2026 sonuna kadar 81 ilde kurulacak. Kurullarda merkezi idarenin taşra birimleri, yerel yönetimler, kalkınma ajansları, meslek kuruluşları, üniversiteler ve sivil toplum temsil edilecek. İlk Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları 2028-2032 dönemini kapsayacak, beş yılda bir güncellenecek ve İklim Portalı üzerinden kamuoyuyla paylaşılacak.

  • Neden Önemli?: Düzenleme, iklim eylemini yalnızca belediyelerin sorumluluğu olmaktan çıkararak çok paydaşlı bir il yönetişimi yapısına taşıyor. Planların sera gazı envanteri, iklim riskleri, azaltım ve uyum hedefleri, göstergeler, bütçeler ve finansman kaynaklarıyla desteklenmesi uygulamayı güçlendirebilir. Paydaşların karar süreçlerine etkin katılımı ve belirlenen eylemlere yeterli kaynak ayrılması kurulların etkisini belirleyen unsurlar olacaktır.

WWF Avustralya tarafından hazırlanan yeni rapor, COP31 müzakerelerini yönetecek Avustralya’nın fosil yakıt ve yenilenebilir enerji destekleri arasındaki dengesizliği inceliyor.

  • Temel Bulgular: Avustralya’da fosil yakıtlara yılda 20,1 milyar Avustralya doları, yenilenebilir enerjiye ise 4,6 milyar Avustralya doları kamu desteği veriliyor. Ülkenin fosil yakıt ihracatındaki kaybının 2035 yılına kadar 70 milyar dolara ulaşabileceği tahmin ediliyor. Öte yandan, COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye’de 2025 yılında fosil yakıt teşvikleri nedeniyle vazgeçilen vergi gelirleri 66 milyar TL’ye ulaşırken, yerli kömür santrallarına 2030 yılına kadar sağlanacak alım garantilerinin 12 milyar doları aşabileceği öngörülüyor.

  • Neden Önemli?: Fosil yakıt destekleri temiz enerji yatırımlarını yavaşlatırken kamu maliyesi ve enerji güvenliği üzerinde uzun vadeli risk yaratıyor. COP31 liderliğini üstlenen Avustralya ve Türkiye’nin uluslararası iklim hedefleriyle uyumlu hareket edebilmeleri, bu destekleri aşamalı olarak sonlandırarak kaynakları adil geçişe ve yenilenebilir enerjiye yönlendirmelerine bağlıdır.

350.org tarafından hazırlanan yeni analiz, İran savaşı ve Hürmüz Boğazı krizinin ardından yükselen petrol ve doğal gaz fiyatlarının Türkiye’ye getirdiği ek maliyeti inceliyor.

  • Temel Bulgular: Krizin Türkiye’ye bugüne kadarki doğrudan maliyetinin 9,04 milyar dolara ulaştığı hesaplanıyor. Gerilimin hızla sona ermesi durumunda bile yıl sonundaki ek maliyetin 14,05-14,79 milyar dolar, devam etmesi halinde ise 23,36-24,59 milyar dolar olması bekleniyor. Hesaplamalar yalnızca petrol ve gaz fiyatlarındaki artışı kapsıyor; enflasyon, gıda ve gübre fiyatları, üretim ve istihdam kayıpları değerlendirmeye dahil edilmiyor.

  • Neden Önemli?: Fosil yakıt bağımlılığı Türkiye’nin enerji güvenliğini ve ekonomisini kırılganlaştırırken, yenilenebilir enerji, elektrifikasyon ve olağanüstü kâr vergileri dönüşümün finansmanını destekleyebilir.

Avrupa Merkez Bankası (European Central Bank – ECB), iklim değişikliği ve ekosistem kaybının küresel ekonomi ve finansal sistem açısından giderek büyüyen riskler oluşturduğu uyarısında bulundu. ECB Yönetim Kurulu Üyesi Frank Elderson, doğanın sunduğu hizmetlerdeki bozulmanın yalnızca çevresel değil, temel bir ekonomik istikrar meselesi olduğunu vurguluyor.

  • Temel Bulgular: Aşırı sıcaklar, yangınlar ve diğer afetler konutlara, işletmelere ve üretim altyapısına zarar vererek kredi riskini artırıyor. Su, gıda üretimi, enerji ve ulaşım gibi ekonomik faaliyetlerin dayandığı ekosistem hizmetlerinin bozulması ise büyüme, enflasyon ve uzun vadeli finansal istikrar üzerinde baskı yaratıyor. ECB, ekosistem kaybının Euro Bölgesi bankalarında kredi zararlarına nasıl dönüşebileceğini inceleyen yeni bir çalışma yürütüyor.

  • Neden Önemli?: İklim ve doğa risklerinin banka bilançoları, sigorta maliyetleri ve varlık değerleri üzerinden yayılması, bunların finansal denetim ve stres testlerine dahil edilmesini gerektiriyor.

✍ : Karbon Piyasalarını Büyütme Koalisyonu (Coalition to Grow Carbon Markets)

Türkiye’nin COP31 öncesinde Karbon Piyasalarını Büyütme Koalisyonu’na katılmasıyla karbon kredilerinin iklim finansmanındaki rolü yeniden gündeme geldi. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, verdiği bir röportajda, “Karbon piyasalarının iklim finansmanı mimarisinde hak ettiği yeri almasını istiyoruz” açıklamasında bulundu. Kurum’a göre gerekli hız ve ölçekte özel sermayenin harekete geçirilmesi, mevcut finansman araçlarının etkili biçimde kullanılmasını gerektiriyor ve karbon piyasaları bu araçların en az kullanılanları arasında yer alıyor.

Türkiye’nin yanı sıra Gana ve Lüksemburg’un da katılımıyla üye sayısı 14’e ulaşan Koalisyon, ortak ve öngörülebilir politika çerçeveleri aracılığıyla güvenilirliği yüksek karbon kredilerine yönelik kurumsal talebi artırmayı amaçlıyor. Kredinin alınıp satılması ve kredilerin nasıl üretildiği, şirketler tarafından hangi amaçlarla kullanıldığı ve sağladığı etkinin nasıl raporlandığı karbon piyasalarının ölçeğini belirleyecek.

Kapsam

Karbon kredileri, başka bir yerde gerçekleştirilen emisyon azaltımını veya atmosferden karbon giderimini temsil eden ticarete konu birimlerdir. Bu krediler, gönüllü karbon piyasalarında şirketlerin iklim stratejileri kapsamında veya Paris Anlaşması’nın 6. maddesi çerçevesinde ülkelerarası iş birliğinde kullanılabiliyor.

Koalisyonun Ortak İlkeleri karbon kredilerinin şirketlerin kendi faaliyetlerinden kaynaklanan emisyonları azaltma sorumluluğunun yerine geçmemesi gerektiğini vurguluyor. Kredilerin bilime dayalı azaltım hedeflerini tamamlayan ve şirketlerin değer zincirlerinin ötesindeki iklim projelerine finansman sağlayan ek bir araç olarak kullanılması öngörülüyor.

Eylem Planı ise bu ilkelerin COP33’e kadar nasıl uygulanacağını ortaya koyuyor. Plan ülkeler arasında tutarlı politika çerçevelerinin geliştirilmesini, alıcı ve yatırımcı ağları aracılığıyla talebin büyütülmesini, adil fiyatlandırmanın ve erişimin desteklenmesini ve şeffaf piyasa altyapılarının kurulmasını kapsıyor. Karbon kredilerinin hukuki niteliğinin ve derecelendirme kuruluşlarının rolünün netleştirilmesi de planlanan çalışmalar arasında yer alıyor.

Temel İlkeler
  • Emisyon azaltımlarını tamamlama: Karbon kredileri, şirketlerin kendi faaliyet ve değer zincirlerindeki doğrudan emisyon azaltımlarının yerine kullanılmamalı. Öncelik hızlı ve derin karbonsuzlaşmaya verilmeli.

  • Yüksek kalite: Krediler güvenilir ve sıkı kalite standartlarını karşılamalı. Temsil edilen emisyon azaltımının veya gideriminin çevresel bütünlüğü güvence altına alınmalıdır.

  • Adil değer ve sosyal fayda: Karbon projelerinden elde edilen ekonomik değerin yerel topluluklara ve proje sahiplerine adil biçimde ulaşması sağlanmalı. Projeler, iklim etkisinin yanı sıra insanlar, doğa ve sürdürülebilir kalkınma için ölçülebilir katkılar sağlamalı.

  • Şeffaf raporlama: Satın alınan ve kullanılan kredilerin kaynağı, standardı, miktarı ve kullanım amacı kamuya açık biçimde raporlanmalı. Şirketlerin kendi emisyon azaltım performansı ile kredi kullanımı birbirinden ayrıştırılmalı.

  • Doğru iklim iddiaları: “Karbon nötr” veya “net sıfır” gibi ifadeler açık, kanıtlanabilir ve yanıltıcı olmayacak biçimde kullanılmalı. Karbon kredisi satın alınması, şirketin kendi emisyonlarını ortadan kaldırdığı izlenimini yaratmamalı.

  • Piyasa gelişiminin desteklenmesi: Hükümetler istikrarlı düzenlemeler, ortak veri standartları ve uyumlu piyasa altyapıları geliştirerek yatırımcı güvenini güçlendirmeli. Farklı ülkelerdeki politika yaklaşımlarının parçalı yapısı azaltılmalı.

Temel Bulgular
  • Gönüllü karbon piyasalarının 2030 yılına kadar yıllık 50 milyar ABD dolarını aşan ilave ve borç yaratmayan finansmanı harekete geçirebileceği öngörülüyor.

  • Finansmanın özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki emisyon azaltımı, karbon giderimi, doğa koruma ve sürdürülebilir kalkınma projelerine yönlendirilmesi hedefleniyor.

  • Kurumsal talebin önündeki temel engeller arasında politika belirsizliği, ülkeler arasındaki düzenleme farklılıkları ve piyasanın çevresel bütünlüğüne ilişkin güven sorunu yer alıyor.

  • COP31’de Paris Anlaşması’nın 6. maddesi kapsamındaki uluslararası karbon piyasası mekanizmasının tam olarak işlevselleştirilmesi amaçlanıyor.

  • Koalisyon, hükümetlerin kullanabileceği politika ve teşvik seçeneklerini içeren bir uygulama rehberini COP31’de yayımlamayı planlıyor.

Koalisyonun Ortak İlkeleri’ni okuyun.

Benzer Yazılar