İklim Gündemi

SEFiA İklim Gündemi #93 | Pedal to the Metal 2026: Demir ve Çelik Sektörünün Kömüre Kilitlenme Krizi

sefia-iklim-gundemi-93-web

Bugün, 18 Mayıs 2026.

SEFiA İklim Gündemi’nin yeni sayısına hoş geldiniz…

Bu sayıda, Global Energy Monitor (GEA) tarafından hazırlanan “Pedal to the Metal 2026: Demir ve Çelik Sektörünün Kömüre Kilitlenme Krizi” başlıklı raporu merkeze alıyoruz.

Yorum ve geri dönüşlerinizi bekliyoruz!

Keyifli okumalar,

* Aşağıdaki sesli özet yapay zekâ tarafından oluşturulmuştur ve bazı detayları içermeyebilir. Tüm bilgiler için bültenin tamamını okumanızı öneririz.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) İcra Sekreteri görevini yürüten Simon Stiell, İran’daki savaşın enerji arzına ilişkin riskleri artırırken birçok ülkenin temiz enerji yatırımlarını hızlandırdığını açıkladı. Artan petrol ve gaz fiyatlarının enerji güvenliği stratejilerini yeniden şekillendirdiği belirtiliyor.

  • Temel Bulgular: Avrupa’da çatı tipi güneş sistemlerine talep artarken, bazı ülkelerde elektrikli araç satışları yükseliyor. Çin de enerji güvenliği gerekçesiyle yeni enerji sistemine geçiş çağrısı yaptı.

  • Neden Önemli?: Bu açıklama, enerji güvenliği tartışmasının giderek daha fazla fosil bağımlılığını azaltma eksenine kaydığını gösteriyor.

Avrupa Birliği İklim Komiseri Wopke Hoekstra, Lizbon’da yaptığı açıklama ile AB Emisyon Ticaret Sistemi’nden elde edilen gelirlerin daha büyük bölümünün sanayinin karbonsuzlaşmasına yönlendirileceğini ifade etti. Avrupa Komisyonu, karbon piyasasını yalnızca emisyon azaltım aracı yerine, ayrıca sanayi rekabetçiliğini destekleyen bir mekanizma olarak yeniden yapılandırmayı hedefliyor.

  • Temel Bulgular: Düzenleme, özellikle temiz teknoloji yatırımları ve enerji yoğun sektörlerin dönüşümünü hızlandırmayı amaçlıyor. Avrupa Birliği bu yöntemle mevcut karbon azaltım rotasını koruyacağını vurguluyor.

  • Neden Önemli?: Karbon fiyatlandırmasından elde edilen gelirlerin sanayiye geri dönüşü, Türkiye’deki Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) tartışmaları açısından dikkat çekici bir örnek sunuyor.

Kürsel Enerji Konseyi Üst Yöneticilik (CEO) görevini yürüten Sonia Dunlop, 2025 yılında küresel elektrik talebindeki net artışın %75’inin güneş enerjisinden karşılandığını açıkladı. Son on yılda güneş kurulum hızındaki artışın maliyet düşüşleri ve depolama teknolojilerindeki gelişmelerle hızlandığı belirtiliyor.

  • Temel Bulgular: 2025 yılında güneş enerjisi küresel elektrik talep artışının ana kaynağı olurken, yeni kapasite yatırımları da hız kesmeden devam etti. Bu durum, temiz enerjinin artık iklim hedeflerini desteklemesi kadar artan enerji talebini karşılayan ana kaynağı haline geldiğini gösteriyor.

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı tarafından yayımlanan “7/24 Yenilenebilir Enerji: Kesintisiz Güneş ve Rüzgarın Ekonomisi” başlıklı çalışma, güneş ve rüzgar enerjisinin batarya depolamayla birleştiği hibrit sistemlerin artık günün her saati kesintisiz elektrik sağlayabildiğini ve maliyet açısından fosil yakıt alternatifleriyle rekabet edebildiğini ortaya koydu.

  • Temel Bulgular: Güneş ve depolama sistemlerinde kesintisiz elektrik maliyeti MWh başına 54-82 dolar seviyesine gerilerken, yeni doğal gaz santrallerinde bu maliyet 100 doların üzerinde seyrediyor. Batarya maliyetleri 2010 yılından bu zamana %93 düştü. Bu durum, enerji güvenliği tartışmalarında yenilenebilir enerjinin artık yalnızca çevresel değil ekonomik bir alternatif haline geldiğini işaret ediyor.

Doğa İnsan Davranışları dergisinde yayımlanan yeni araştırma, iklim krizinin yalnızca fiziksel yıkım yaratmadığını vurgularken aynı zamanda göç, ekonomik kayıplar ve afetler sonrası topluluk bağlarını zayıflatarak daha derin toplumsal kırılganlıklar ürettiğini ortaya koyuyor. Özellikle afet sonrası yerinden edilme, yalnızlaşma ve kurumsal güvensizlik gibi etkilerin toplumsal dayanıklılığı aşındırdığı belirtiliyor.

  • Temel Bulgular: Araştırma, güçlü sosyal bağlara sahip toplulukların afetlerden daha hızlı toparlandığını ortaya koyuyor. Ayrıca, eşitsizlik ve kırılganlığın yüksek olduğu bölgelerde ise iklim risklerinin olumsuz etkilerinin daha fazla ağırlaştığını gösteriyor.

  • Neden Önemli?: Rapor, iklim krizinin çevresel olduğu kadar aynı zamanda sosyal uyum, göç yönetimi, yerel hizmet kapasitesi ve toplumsal dayanıklılık meselesi olduğunu işaret etmesi bakımından değerli bir çalışma. Özellikle Türkiye gibi hem iklim riskleri hem de kırılgan istihdam yapılarıyla karşı karşıya olan ülkelerde sosyal politika boyutunun daha görünür hale gelmesi ve önceliklenmesi kritik öneme sahip.

Enerji Ekonomisi ve Finansal Analiz Enstitüsü tarafından yayımlanan yeni analiz, Türkiye’nin 2026 yılının ilk çeyreğinde Avrupa’nın en büyük LNG ithalatçısı haline geldiğini ve ithalatın %60’ının ABD’den karşılandığını ortaya koydu. Rus gazından uzaklaşma stratejisinin Türkiye ve Avrupa’da yeni bir bağımlılık yarattığına dikkat çekiliyor.

  • Temel Bulgular: ABD’nin Avrupa LNG pazarındaki payının 2028 yılına kadar %80’e ulaşabileceği öngörülürken, Türkiye’nin de spot LNG’ye bağımlılığı fiyat oynaklığını artırıyor. 2022-2025 yılları arasında Avrupa’nın ABD LNG’sine ödediği tutar 131,5 milyar euroyu aştı.

  • Neden Önemli?: Bu gelişmeler, enerji güvenliği tartışmalarında bir fosil bağımlılığının başka bir bağımlılıkla yer değiştirdiğini gösteriyor. Yenilenebilir enerji ve elektrifikasyon yatırımlarının hızlanması bu riskleri azaltmada daha kritik hale geliyor.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, 2026 yılını “rüzgarın yılı” olarak tanımlayarak yenilenebilir enerjinin Türkiye için yalnızca bir iklim politikası aracı değil, aynı zamanda dışa bağımlılığı azaltan stratejik bir zorunluluk olduğunu vurguladı. 2035 yılında elektrik talebinin 510 TWh’ye ulaşmasının beklendiğini belirten Bayraktar, bu talebin temiz ve yerli kaynaklarla karşılanması gerektiğini söyledi.

  • Temel Bulgular: Türkiye, güneş ve rüzgar kurulu gücünü 120 GW seviyesine çıkarırken yaklaşık 30 milyar dolarlık şebeke yatırımı planlıyor.  2026 YEKA ihalelerinin 1.500 MW’ı rüzgara ayrılacak. Saros, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört offshore saha belirlenirken, 2035 için 5 GW deniz üstü rüzgar hedefi duyuruldu. Türkiye’de rüzgar kurulu gücü 15 GW’ı aşarken, sektörde yaklaşık 500 üretici ve 50 bin kişilik istihdam olduğu ifade ediliyor.

  • Neden Önemli?: Bu açıklama, enerji güvenliği söyleminin giderek daha görünür biçimde yenilenebilir enerji yatırımlarıyla ilişkilendirilmeye başlandığını gösteriyor.

EY ve Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği tarafından hazırlanan yeni araştırma, Türkiye’de yönetim kurullarının risk gündeminde ekonomik daralma, jeopolitik gerilimler ve siyasi belirsizliklerin ilk sıralara yükseldiğini ortaya koydu. İklim krizi, siber güvenlik ve sosyal risklerin ise önceki yıllara kıyasla daha alt sıralara gerilediği görülüyor.

  • Temel Bulgular: Katılımcıların %93’ü finansal performansı, %75’i şirket stratejisini öncelikli gündem olarak tanımlıyor. Tedarik zinciri kırılmaları, bölgesel çatışmalar ve regülasyon belirsizlikleri ise öne çıkan diğer başlıklardan bazıları. Yönetim kurullarının uzun vadeli dönüşüm planlamasına daha sınırlı zaman ayırdığı belirtiliyor.

  • Neden Önemli?: Şirketlerin kısa vadeli ekonomik baskılar nedeniyle iklim risklerini ertelemesi, özellikle ETS ve SKDM baskılarının arttığı bir dönemde rekabet risklerini büyütebilir.

Greenpeace Türkiye ve 11 bölge sakininin açtığı davada Ankara 10. İdare Mahkemesi, Afşin-Elbistan’daki termik santrallerin halk sağlığı üzerindeki etkilerine ilişkin verilerin kamuoyuyla paylaşılması gerektiğine hükmetti. Mahkeme, Sağlık Bakanlığı’nın bilgi paylaşmama kararını hukuka aykırı buldu ve kamu verilerine erişimin doğrudan ve anlaşılır olması gerektiğini vurguladı.

  • Temel Bulgular: Greenpeace’in 2019 analizine göre Afşin A ve B santralleri PM2.5 ve NO2 maruziyetine bağlı yaklaşık 17 bin erken ölüme neden oldu. Temiz Hava Hakkı Platformu verileri ise 1984-2020 döneminde 9.123 erken doğum ve 380 milyar TL’yi aşan sağlık maliyetine işaret ediyor.

  • Neden Önemli?: Karar, kömür tartışmasını en az enerji arzı kadar önemli halk sağlığı, veri şeffaflığı ve adil geçiş boyutlarıyla yeniden gündeme taşıyor. Bölgede planlanan yeni ünitelere dair baskılar daha da artabilir.

✍ : Küresel Enerji İzlencesi (Global Energy Monitor – GEM)

Rapor, küresel demir-çelik sektörünün net sıfır hedefleriyle ne kadar uyumlu ilerlediğini inceleyen en kapsamlı güncel çalışmalardan biri. Global Energy Monitor tarafından yayımlanan rapor, çelik sektöründe temiz teknolojilere yönelik bazı ilerlemeler yaşansa da sektörün güçlü bir kömür bağımlılığının içinde kalmaya devam ettiğini ortaya koyuyor. Elektrikli ark ocakları (EAF) ve yeşil hidrojen bazlı doğrudan indirgenmiş demir (DRI) yatırımları artıyor olsa da, özellikle Çin ve Hindistan’daki yeni kömür bazlı kapasite planları çelik sektörünün karbonsuzlaşma hızını ciddi biçimde yavaşlatıyor. Rapora göre çelik sektörü küresel CO₂ emisyonlarının yaklaşık %11’inden ve toplam sera gazı emisyonlarının %8’inden sorumlu olmaya devam ediyor.

Kapsam

Global Energy Monitor tarafından hazırlanan rapor, Global Iron and Steel Tracker (GIST) ve Global Iron Ore Mines Tracker (GIOMT) veritabanlarına dayanıyor. Bu kapsamda, 91 ülkedeki 1.293 demir-çelik tesisi ile 74 ülkedeki yaklaşık 700 aktif ve planlanan demir madeni inceleniyor. Rapor, mevcut üretim kapasitesi, geliştirme aşamasındaki yeni tesisler, kullanılan üretim teknolojileri (yüksek fırın, elektrik ark ocakları, DRI vb.), şirket taahhütleri ve ülkelerin net sıfır hedefleri arasındaki uyumu değerlendiriyor. Ayrıca, çelik üretiminin son üretim aşamasıyla birlikte demir cevheri madenciliğinden başlayarak tüm değer zincirini analiz ediyor.

Temel Bulgular

Çelik sektöründe dönüşüm penceresinin hızla daralıyor olması raporun en kritik mesajı. Temiz teknoloji yatırımları artarken, kömür bazlı üretim kapasitesi güçlü bir şekilde genişlemeye devam ediyor. Bu durum 2030 iklim hedeflerini riske atıyor.

Raporda öne çıkan temel bulgular aşağıda listelenmektedir:

  • Küresel ölçekte halen 319 milyon ton/yıl yeni yüksek fırın kapasitesi geliştirme aşamasında bulunuyor. Bu yatırımlar devam ederse 2030 yılına kadar net yüksek fırın kapasitesi artışı 73 milyon ton olacak.

  • 2035 yılına kadar bu net artışın 88 milyon tona ulaşması bekleniyor. Ayrıca, mevcut yüksek fırınların kullanım ömrünü uzatacak 80 milyon tonluk relining yatırımı planlanıyor. Bu durum, sektörün kömüre bağımlılığının uzun yıllara yayılabileceğini gösteriyor.Hurda bazlı üretimin daha verimli kullanılması ve kömür bazlı yeni yatırımların durdurulması çelik sektörünün emisyonlarını hızlı şekilde azaltabilecek en kritik iki müdahale alanı olarak öne çıkıyor.

  • Yeşil hidrojen bazlı DRI teknolojisi çelik sektörünün geleceği açısından kritik görülmekle birlikte, mevcut operasyonel kapasitenin yalnızca %2’si (4 mtpa) doğrudan yeşil hidrojen kullanıyor.

  • Elektrikli ark ocakları (EAF) küresel operasyonel kapasitenin %34’üne ulaştı. Bu oran 2022 yılında %31 seviyesindeydi. Temiz üretim açısından ilerleme olsa da artışta sınırlılık devam ediyor.

  • Geliştirme aşamasındaki yeni çelik kapasitesi %50’sini EAF teknolojisini kullanmayı planlıyor. İnşaatına başlanmış projelerde bu oran %71’e çıkıyor.

  • Hindistan küresel ölçekte geliştirilen yeni yüksek fırın kapasitesinin %60’ından fazlasını oluşturuyor. Ülkenin planladığı yeni demir üretim kapasitesinin yaklaşık %93’ü kömür bazlı teknolojilere dayanmaya devam ediyor. Öte yandan, projelerin yalnızca %5’inin inşaata başlaması politika müdahalesi için ihtiyacın sürdüğünü işaret ediyor.

  • Çin ise yeni kapasitede EAF payını artırırken, devasa boyutlara varan mevcut kömür bazlı varlık stoku nedeniyle dönüşüm oldukça yavaş ilerliyor. Rapora göre Çin ve Hindistan birlikte planlanan yeni kömür bazlı kapasitenin yaklaşık %86’sından sorumlu.

Rapora ulaşmak için tıklayın.

Benzer Yazılar