Bugün, 6 Nisan 2026.
SEFiA İklim Gündemi’nin yeni sayısına hoş geldiniz…
Bu sayıda, BAM Yazı Serisi kapsamında hazırlanan “Türkiye’de Bir Adil Geçiş Finansman Mekanizması Neden Kurulamıyor?” başlıklı üçüncü blog yazımızı merkeze alıyoruz.
Yorum ve geri dönüşlerinizi bekliyoruz!
Keyifli okumalar,
Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı’nın (IRENA) “Yenilenebilir Kapasite İstatistikleri” raporuna göre küresel yenilenebilir enerji kurulu gücü 2025 yılında 692 gigavatlık rekor artışla 5.149 gigavata ulaştı. Özellikle güneş ve rüzgar enerjisindeki hızlı büyüme, enerji sistemlerinde dönüşümün hızlandığını gösteriyor.
Temel Bulgular: Güneş enerjisi 511 gigavatlık artışla toplam kapasite artışının yaklaşık %73,8’ini oluştururken, rüzgar enerjisi 159 gigavat ile ikinci sırada yer aldı. Böylece bu iki kaynak toplam büyümenin %96,8’ini sağladı. Asya 513,3 gigavatlık artışla küresel büyümenin %74,2’sini tek başına karşılarken, Afrika’daki artış yalnızca 11,3 gigavat ile sınırlı kaldı.
Neden Önemli?: Yenilenebilir enerji, düşük maliyetli ve hızlı devreye alınabilir yapısıyla ülkelerin enerji ithalatına bağımlılığını azaltarak enerji güvenliğini güçlendirirken, bölgesel eşitsizliklerin sürmesi küresel enerji dönüşümünün hızının ve kapsayıcılığının hâlâ dengesiz ilerlediğini gösteriyor.
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından yayımlanan Enerji Teknolojileri Perspektifleri (Energy Technology Perspectives – ETP) raporu, temiz enerji teknolojilerinin hızla büyüyerek küresel ekonomik sistemde merkezi bir konuma yerleştiğini ortaya koyuyor. Enerji dönüşümünün artık yalnızca bir iklim politikası değil, aynı zamanda sanayi politikası, ticaret ve jeopolitik rekabet meselesi haline geldiği vurgulanıyor.
Temel Bulgular: Temiz enerji teknolojilerinin küresel piyasa değeri son 10 yılda yıllık ortalama %20 büyüyerek 2025 yılında yaklaşık 1,2 trilyon dolara ulaştı ve 2035 yılına kadar 2 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Güneş ve rüzgar enerjisinin üretim maliyetleri birçok bölgede kömür ve gazın altına inerken, batarya maliyetlerinin son 10 yılda %75 düşmesi elektrikli araçlar ve yenilenebilir entegrasyonunu hızlandırıyor. Aynı zamanda üretim yatırımlarında tedarik zincirlerini çeşitlendirme ve bölgesel üretim kapasitesini artırma eğilimi güçleniyor.
Neden Önemli?: Enerji dönüşümü küresel rekabetin merkezine yerleşiyor ve ülkeler bu alanda teknoloji ile üretim kapasitesi üzerinden konumlanıyor. Bu durum, enerji politikalarının artık sanayi ve ticaret stratejileriyle birlikte şekillendiği yeni bir ekonomik düzeni ortaya koyuyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, yılbaşında tüm yıl için KDV hariç 305 milyar TL olarak öngörülen enerji sübvansiyon bütçesinin, İran’daki savaş nedeniyle petrol fiyatlarının mevcut yüksek seviyesini koruması halinde 925 milyar TL’ye kadar çıkabileceğini açıkladı.
Yakın Bakış: Savaş nedeniyle artan enerji fiyatları kamu bütçesi üzerinde yaklaşık 620 milyar TL’lik ek yük oluştururken, elektrik ve doğal gaz fiyatlarında yeni düzenlemeler ile tüketim bazlı sübvansiyonların azaltılmasının gündeme gelebileceği ifade ediliyor.
Neden Önemli?: Jeopolitik gelişmelere bağlı enerji fiyat artışları ithalatçı ülkelerde kamu maliyesini zorlama riski ortaya koyarken, mevcut sübvansiyon modelinin sürdürülebilirliğini de tartışmalı hale getiriyor.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) 2024 yılına ilişkin sera gazı emisyonu verilerine göre, Türkiye’nin toplam sera gazı emisyonları 2024 yılında bir önceki yıla göre %5,3 artarak 584,5 milyon ton CO₂ eşdeğerine ulaştı ve rekor kırdı.
Temel Bulgular: Emisyonların %71,8’i enerji sektöründen kaynaklanırken, enerji kaynaklı emisyonlar yıllık %5,6 artışla en büyük payı almaya devam ediyor. Kişi başı emisyonlar ise 1990 yılında 4,2 ton seviyesinden 2024 yılındaki 6,8 tona yükselerek artış eğilimini sürdürüyor.
Neden Önemli?: Emisyonlardaki artışın sürmesi, fosil yakıt ağırlıklı enerji politikalarının etkisini ortaya koyarken Türkiye’nin iklim hedefleriyle uyumlu bir dönüşüm için daha güçlü ve sistematik adımlara ihtiyaç olduğunu gösteriyor.
Hindistan hükümeti, Paris Anlaşması kapsamında 2035 yılına kadar emisyon yoğunluğunu 2005 seviyelerine kıyasla %47 azaltmayı hedeflediğini duyurdu.
Yakın Bakış: Dünyanın en hızlı büyüyen büyük ekonomisi, şu anda %52,6 olan kurulu temiz enerji kapasitesini önümüzdeki on yıl içinde %60’a çıkarmayı ve 2020 yılı itibarıyla 2005 seviyelerine göre %36 oranında azaltılmış olan emisyon yoğunluğunu daha çok düşürme çabasını sürdürmeyi hedefliyor.
Neden Önemli?: Hindistan’ın yeni hedefi, gelişmekte olan ülkelerin iklim taahhütlerinde büyüme ve emisyon azaltımı arasında denge kurmaya çalıştığını gösterirken, küresel iklim hedefleri açısından mevcut taahhütün ‘tutumlu’ niteliği hedeflerin yeterliliğine dair tartışmaları güçlendiriyor.
Almanya hükümeti, 2030 iklim hedeflerine ulaşmak amacıyla yıllık emisyonları 25 milyon ton daha azaltmayı hedefleyen 67 önlemden oluşan yeni iklim eylem programını kabul etti.
Yakın Bakış: Plan kapsamında rüzgar enerjisi kapasitesinin artırılması, elektrikli araçların teşvik edilmesi ve doğa temelli çözümler için yaklaşık 8 milyar euroluk kaynak ayırıyor. Program, özellikle ulaşım ve binalar gibi hedeflerin gerisinde kalan sektörlere odaklanırken, mevcut politika açığını kapatmaya yönelik ek düzenlemeler ve hızlandırılmış uygulama araçları içeriyor. Ayrıca planın mevcut önlemlerin yetersiz kaldığı alanlarda emisyon azaltımını garanti altına almayı amaçladığı görülüyor.
Neden Önemli?: Uzun süredir beklenen bu program, Almanya’nın iklim hedeflerinin risk altında olduğuna dair endişeleri kısmen hafifletmeye yönelik bir adım. Öte yandan, hızla artan enerji fiyatları ve İran savaşı nedeniyle petrol ve gaz akışında yaşanabilecek kesintilere yönelik artan kaygılar sürüyor.
Ember tarafından yayınlanan yeni analize göre, 2025 yılında küresel ölçekte güneş ve rüzgar enerjisinde 814 gigavatlık rekor kapasite artışı gerçekleşti.
Temel Bulgular: Toplam kapasite artışı bir önceki yıla göre %17 yükselirken, güneş enerjisi yaklaşık 647 gigavat ile büyümenin büyük kısmını oluşturdu ve rüzgar enerjisi 167 gigavat ile güçlü bir artış gösterdi. Yeni kurulan kapasitenin yıllık yaklaşık 1.000 TWh elektrik üretebileceği ve bunun küresel gaz bazlı üretimin önemli bir kısmını ikame edebileceği hesaplanıyor.
Neden Önemli?: Güneş ve rüzgar enerjisindeki bu hızlı büyüme, enerji sistemlerinin giderek daha düşük maliyetli ve jeopolitik risklerden daha az etkilenen bir yapıya yöneldiğini gösterirken, temiz enerjinin küresel elektrik sisteminin omurgası haline gelme sürecini hızlandırıyor.
✍ : SEFiA | Ayşe Ceren Sarı, Berfu Çopur
SEFiA tarafından hazırlanan yazı serisinin üçüncü bölümü, Türkiye’de adil geçiş finansman mekanizmasının neden henüz kurumsallaşamadığını yapısal bir çerçevede ele alıyor. Yazı, sorunun bir “kaynak eksikliği” meselesinden ziyade, finansmanın hangi dönüşüm için, hangi kurumsal yapı içinde ve hangi önceliklerle yönlendirileceğinin tanımlanmamış olmasından kaynaklandığını ortaya koyuyor. Bu çerçevede adil geçiş finansmanı tartışmasının finansman miktarından çok dönüşümün tanımı, yönetişim mimarisi ve tahsis mekanizmaları etrafında şekillenmesi gerektiğini vurguluyor.
Kapsam
Yazı, Türkiye’de adil geçiş finansmanının kurulamamasını üç temel eksen üzerinden analiz ediyor: dönüşümün tanımsızlığı, kurumsal sahiplik eksikliği ve sistematik bir finansman tahsis rejiminin bulunmaması. Bu çerçevede mevcut finansman potansiyelinin farklı kanallar üzerinden var olduğu ancak ortak bir politika çerçevesine bağlanmadığı için etkili bir mekanizmaya dönüşemediği vurgulanıyor.
Ayrıca yazı, adil geçiş finansmanını yalnızca teknik bir kaynak mobilizasyonu meselesi olarak değil, kamu maliyesi, sanayi politikası ve bölgesel kalkınma ile doğrudan ilişkili bir dönüşüm alanı olarak konumlandırıyor. Bu nedenle finansman mekanizmasının ulusal strateji, sektörel öncelikler ve bölgesel ihtiyaçlarla uyumlu bütüncül bir yapı içinde ele alınması gerektiği belirtiliyor.
Temel Bulgular
Yazının temel mesajı, Türkiye’de adil geçiş finansmanının kurulamamasının finansman eksikliğinden değil, finansmanın yönünü ve kullanımını belirleyecek kurumsal ve stratejik çerçevenin yokluğundan kaynaklandığıdır. Mevcut durumda farklı finansman kaynakları bulunmasına rağmen bu kaynakların ortak bir dönüşüm hedefi doğrultusunda yönlendirilememesi, mekanizmanın oluşmasını engellemektedir.
Yazıda öne çıkan temel bulgular aşağıda listelenmektedir.
Türkiye’de adil geçiş finansmanı sorunu, yeni kaynak yaratmaktan çok mevcut kaynakların yönlendirilmesine ilişkin bir mimari eksikliktir.
Adil geçişin hangi sektörleri, bölgeleri ve zaman ufkunu kapsayacağına dair net bir dönüşüm çerçevesi bulunmamaktadır.
Kurumsal sahiplik eksikliği, finansman araçlarının koordinasyonsuz ve parçalı kalmasına neden olmaktadır.
Finansmanın tahsisine yönelik açık, sistematik ve ilkelere dayalı bir mekanizma bulunmadığı için mevcut kaynaklar stratejik etki yaratamamaktadır.
Adil geçiş finansmanı tartışması, kamu maliyesi, sanayi politikası ve bölgesel kalkınma politikalarıyla entegre edilmeden ilerleyememektedir.
Ulusal düzeyde tanımlı bir yönetişim yapısı olmadan uluslararası finansman akışlarının etkin kullanımı mümkün görünmemektedir.
Türkiye’de adil geçiş finansmanının kurulması, teknik bir tasarım meselesinden çok kurumsal kapasite ve politika önceliklerinin uyumlaştırılmasıyla doğrudan ilişkilidir.
Yazıyı okumak için tıklayın.
SEFiA İklim Gündemi ekibi olarak takip ettiğimiz değerlendirme yazılarını ve diğer önemli gelişmeleri derliyoruz.