Bugün, 9 Mart 2026.
SEFiA İklim Gündemi’nin yeni sayısına hoş geldiniz…
Bu sayıda Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (European Bank for Reconstruction and Development – EBRD) tarafından hazırlanan ‘Yeşil Ekonomiye Geçiş Stratejisi 2026-2030’ başlıklı raporu merkeze alıyoruz.
Yorum ve geri dönüşlerinizi bekliyoruz!
Keyifli okumalar,
İklim Ağı bünyesinde yer alan ve iklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşu, Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı COP31 öncesinde emisyon azaltımının en kritik adımı olarak ülkenin adil bir enerji geçişi kapsamında kömürü zirvede bırakacak daha güçlü bir liderlik sergilenmesine dair çağrıda bulundu.
Ana Mesaj: İklim Ağı temsilcileri, Türkiye’nin emisyon azaltımında gerçek bir ilerleme sağlayabilmesi için kömürden çıkışa yönelik net bir takvim açıklaması ve daha katılımcı bir iklim yönetişimi oluşturması gerektiğini ifade ediyor.
Neden Önemli?: COP31’in Türkiye’de düzenlenecek olması, ülkenin iklim politikalarının uluslararası ölçekte daha görünür hale gelmesine fırsat tanıyacak. Bu süreçte fosil yakıtlardan çıkış ve adil enerji dönüşümüne yönelik somut adımların atılması, Türkiye’nin küresel iklim müzakerelerinde güvenilir bir liderlik rolü üstlenmesi açısından kritik bir eşik oluşturuyor.
Birleşmiş Milletler (BM) aşırı yoksulluk ve insan hakları özel raportörü Olivier De Schutter, küresel ekonomik gündemin artan eşitsizlik ve ekolojik krizle mücadeleye odaklanması gerektiğini vurguladı. Akademisyenler, sivil toplum ve sendikaların yer aldığı ‘büyümenin ötesi koalisyonu’ tarafından hazırlanan ve 2026 yılının nisan ayında açıklanması planlanan yeni yol haritası, ekonomik büyümenin ötesine geçen alternatif politika seçeneklerini değerlendirmeyi amaçlıyor.
Temel Bulgular: Gündemde öne çıkan araçlar arasında evrensel temel gelir, iş güvencesi programları ve servet vergisi gibi politikalar yer alıyor. Ayrıca ekonomik başarının ölçülmesinde GSYH yerine alternatifler yer alıyor.
Neden Önemli?: Eşitsizlik ve ekolojik krizin birlikte ele alınması gerektiğini vurgulayan bu yeni yaklaşım, büyüme odaklı kalkınma modelinin giderek daha fazla sorgulandığını işaret ediyor.
Birleşmiş Milletler (BM), Paris Anlaşması kapsamında oluşturulan uluslararası karbon piyasası çerçevesinde verilecek ilk karbon kredilerini onayladı. Yeni mekanizma, ülkelerin ve şirketlerin emisyonlarını başka ülkelerde gerçekleştirilen sera gazı azaltım projelerini finanse ederek dengelenmesine olanak tanıyor. İlk onaylanan proje ise Myanmar’da temiz pişirme ocaklarının dağıtımını kapsıyor.
Temel Bulgular: Güney Koreli bir şirket işbirliğiyle yürüyen proje, Myanmar’da düşük emisyonlu pişirme teknolojilerinin yaygınlaştırılmasını hedefliyor. Üretilen karbon kredileri iki ülkenin iklim hedeflerine katkı sağlayacak. Yeni mekanizmada kullanılan hesaplama yöntemleri ile kredilendirilen emisyon azaltımları önceki sisteme göre yaklaşık %40 daha düşük hesaplanıyor.
Neden Önemli?: Paris Anlaşması karbon piyasasının fiilen devreye girmesi, sınır ötesi emisyon azaltım projeleri için yeni bir finansman kanalı oluşturabilir. Ancak mekanizmanın güvenilirliği ve şeffaflığı konusundaki tartışmalar sürüyor.
Çin hükümeti, yeni kalkınma planı kapsamında 2030 yılına kadar karbon yoğunluğunu 2026 yılına göre %17 azaltmayı hedeflediğini açıkladı. GSYH başına düşen karbon emisyonlarını azaltmayı amaçlayan hedef, ülkenin yeşil dönüşüm sürecini hızlandırmayı amaçlayan yeni beş yıllık planın temel iklim politikalarından biri olarak öne çıkıyor.
Temel Bulgular: Çin hükümetinin planlamaları kapsamında her yıl yaklaşık 30 milyon ton kömürün yenilenebilir enerji ile ikame edilmesi ve kömür tüketiminin zirveye ulaşması hedefleniyor. Bir önceki beş yıllık plan döneminde Çin karbon yoğunluğunu yaklaşık %12 azaltmayı başarmıştı. Yeni planın kömür tüketimine yönelik ek sınırlamalar yer almıyor.
Neden Önemli?: Planda mutlak emisyonlara yönelik daha güçlü kısıtların bulunmaması, Çin’in toplam emisyonlarının ekonomik büyümeye paralel olarak artmaya devam edebileceği yönünde tartışmaları gündemde tutuyor.
Birleşik Krallık hükümeti, bütçe baskıları ve dış yardım harcamalarında yapılan kesintiler nedeniyle gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim ve doğa koruma programlarında azaltıma gitmeye hazırlanıyor. Uzmanlar bu kesintilerin Birleşik Krallık’ın uluslararası iklim finansmanı taahhütleriyle çelişebileceğine dikkat çekiyor.
Temel Bulgular: Birleşik Krallık daha önce 2021-2026 dönemi için 11,6 milyar sterlinlik uluslararası iklim finansmanı sağlamayı taahhüt etmişti. Ancak bütçe baskıları ve dış yardım harcamalarının milli gelire oranının düşürülmesi nedeniyle bazı programların küçülmesi veya ertelenmesi nedeniyle yeni dönemde bu katkının yaklaşık 9 milyar sterline düşürülebileceği ifade ediliyor.
Neden Önemli?: Küresel ölçekte iklim finansmanının artırılması gerektiği bir dönemde yaşanan bu kesintiler, gelişmekte olan ülkelerin uyum ve dayanıklılık yatırımlarını kısıtlayarak uluslararası iklim finansmanı hedeflerinin gerçekleşmesini riske atabilir.
Avrupa Birliği kapsamındaki temel iklim politikası araçlarının 2005 yılından beri öneli bir parçası olan Emisyon Ticaret Sistemi (AB ETS), artan siyasi eleştiriler nedeniyle yeniden tartışma konusu haline geldi. Karbon fiyatlarındaki düşüşün ardından bazı Avrupa liderleri yüksek karbon maliyetlerinin sanayi rekabetçiliğini zayıflattığını savunarak sistemin gözden geçirilmesi çağrısında bulundular. Özellikle Almanya’dan gelen açıklamalar ETS’ye yönelik siyasi baskının arttığını gösteriyor.
Temel Bulgular: Kurulduğu ilk yıllarda karbon fiyatları oldukça düşük seviyelerde seyretti. AB’nin sistemi yeni kurallar ve politika destekleriyle güçlendirmesi sonucunda 2020 yılı sonrası karbon fiyatları hızla yükselerek zaman zaman 100 avro/ton seviyesinin üzerine çıktı. Son dönemde ise fiyatlar yeniden yaklaşık 73 avro/ton seviyesine geriledi.
Neden Önemli?: Mevcut gelişmelerin ardından sanayi temsilcileri karbon maliyetlerinin azaltılması ve ücretsiz emisyon izinlerinin daha uzun süre devam etmesi çağrısında bulunurken, bazı hükümetler sistemin ertelenmesi veya reforme edilmesi gerektiğini savunuyor.
WindEurope tarafından yayımlanan yeni rapora göre Türkiye, 2025 yılında devreye aldığı 2,1 GW yeni kapasite ile Avrupa’da en fazla rüzgar enerjisi kurulumu yapan ikinci ülke oldu. Böylece Türkiye, rüzgar yatırımlarının hızlandığı Avrupa pazarında Almanya’nın ardından en yüksek yeni kapasiteyi devreye alan ülke konumuna yükseldi.
Temel Bulgular: Avrupa’da 2025 yılında toplam 19,1 GW yeni rüzgar enerjisi kapasitesi kurulurken kıtanın toplam rüzgar kapasitesi 304 GW’ye ulaştı. Almanya 5,7 GW ile ilk sırada yer alırken, Türkiye 2,1 GW, İsveç 1,8 GW ve İspanya 1,6 GW ile onu takip etti. Yeni kurulumların yaklaşık %90’ı karasal rüzgar santrallerinden oluştu.
Neden Önemli?: Türkiye’nin Avrupa’da rüzgar enerjisi kurulumlarında üst sıralara yükselmesi, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlandığını ve ülkenin bölgesel temiz enerji üretim ve teknoloji merkezi olma potansiyelinin güçlendiğini gösteriyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Türkiye’nin güneş ve rüzgar enerjisinde kurulu gücünün 40 bin megavatın üzerine çıkması ile Türkiye’nin 2035 yılı için belilenen 120 bin megavatlık güneş ve rüzgar hedefinin yaklaşık üçte birinin gerçekleştiğini ifade etti.
Temel Bulgular: Ocak 2026 itibarıyla Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 123 bin MW’ye ulaşırken, bunun 77 bin MW’lık kısmı yenilenebilir enerji kaynaklarından oluşuyor. Güneş enerjisi 25.827 MW, rüzgar enerjisi ise 14.862 MW kapasiteye ulaşarak toplam kurulu gücün yaklaşık %33’ünü oluşturdu. Hedefe ulaşmak için YEKA ihaleleri ve sanayinin öz tüketim amaçlı güneş yatırımları gibi farklı modeller uygulanıyor.
Neden Önemli?: Güneş ve rüzgar kapasitesindeki artış, Türkiye’nin enerji dönüşümünde yenilenebilir kaynakların payının hızla büyüdüğünü ve enerji güvenliği açısından stratejik bir rol üstlendiğini işaret ediyor.
TSKB Ekonomik Araştırmalar tarafından yayımlanan yeni rapor, çevresel ürünlerin Türkiye’nin üretim ve ticaret yapısında giderek daha stratejik bir alan haline geldiğini ortaya koyuyor. Raporda, yenilenebilir enerji ekipmanları ile atık ve su yönetimi teknolojilerini kapsayan çevresel ürünlerin hem sürdürülebilir dönüşüm hem de daha yüksek katma değerli üretim açısından kritik bir rol üstlendiği vurgulanıyor.
Temel Bulgular: OECD sınıflandırmasına göre çevresel ürünler 345 farklı sanayi ürününü kapsıyor. Türkiye’nin çevresel ürün ihracatı 2025 üçüncü çeyrek itibarıyla 31,5 milyar dolara ulaşırken, bu ürünlerin toplam ihracat içindeki payı yaklaşık %12 seviyesine çıktı. Ayrıca çevresel ürün ihracatı diğer ürün gruplarına kıyasla daha hızlı büyüme gösteriyor.
Neden Önemli?: Çevresel ürünlerde rekabet gücünün artması, Türkiye’nin ihracat kapasitesini güçlendirirken üretim yapısının daha bilgi yoğun ve yüksek katma değerli sektörlere kaymasına katkı sağlayabilir.
✍ : Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (European Bank for Reconstruction and Development – EBRD)
Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından yayımlanan Yeşil Ekonomiye Geçiş Stratejisi 2026-2030 raporu, Banka’nın faaliyet gösterdiği bölgelerde yeşil dönüşümü hızlandırmayı ve ekonomik dayanıklılığı artırmayı hedefleyen yeni stratejik çerçeveyi ortaya koyuyor. Strateji, enerji, sanayi, tarım-gıda, ulaşım, kentler ve finans olmak üzere altı temel ekonomik sistemde dönüşümü destekleyerek rekabetçi ve sürdürülebilir piyasa ekonomilerinin geliştirilmesini amaçlıyor.

Rapora göre, EBRD bölgelerinin küresel ortalamaya kıyasla daha yüksek karbon yoğunluğuna sahip olması ve iklim değişikliğinin etkilerine karşı daha kırılgan durumda bulunması, emisyon azaltımının yanı sıra enerji güvenliği, ekonomik rekabet gücü ve makroekonomik istikrar açısından da kritik bir yeşil dönüşüm politika alanı olarak değerlendirilmesine neden oluyor. Bu kapsamda, EBRD yeşil dönüşümü desteklemek amacıyla 2026-2030 döneminde Paris Anlaşması ile uyumlu yeni projelere en az €150 milyar yeşil finansman mobilize etmeyi hedefliyor. Yatırımın iklim dayanıklılığı bileşeni olan yeni projelerde %50 artış göstermesi beklenirken, aynı zamanda doğayı dikkate alınarak yapılan değerlendirmeleri EBRD faaliyetlerinin tümüne dahil etmesi öngörülüyor.
Kapsam
Strateji yeşil dönüşümü sektörler arası sistemik bir dönüşüm olarak ele alıyor. Artan elektrik talebi, dijitalleşme ve kentleşme gibi küresel eğilimler enerji, altyapı ve üretim sistemlerinde kapsamlı yatırımları gerekli kılıyor. EBRD’ye göre bölgede yeşil dönüşüm için gerekli yatırım ihtiyacı 2030 yılına kadar US$624 milyar (yaklaşık €564 milyar) üzerine çıkabilir ve bu dönüşüm ancak güçlü kamu politikaları ile özel sektör finansmanının birlikte mobilize edilmesiyle mümkün olabilir.

Temel Bulgular
Raporda öne çıkan temel bulgular aşağıda listelenmektedir:
2026-2030 dönemine ait yaklaşık €150 milyar yeşil finansmanının en az %50’sinin yeşil yatırımlara ayrılması planlanıyor.
Yenilenebilir enerji yatırımları artırılarak yaklaşık 35 GW yeni kapasite desteklenecek.
Sanayi sektöründe düşük karbonlu üretim için 20’den fazla ulusal veya sektörel dönüşüm yol haritası hazırlanacak.
Tarım-gıda sistemlerinde 30 ulusal veya değer zinciri temelli dönüşüm planının geliştirilmesi hedefleniyor.
Kentsel dönüşüm stratejileri 100 milyon kent sakinine ulaşacak şekilde genişletilecek.
Finans sisteminde bankaların geçiş planları geliştirilerek yeşil finans kapasitesinin büyütülmesi amaçlanıyor.
Rapora ulaşmak için tıklayın.
SEFiA İklim Gündemi ekibi olarak takip ettiğimiz değerlendirme yazılarını ve diğer önemli gelişmeleri derliyoruz.