Bugün, 23 Şubat 2026.
SEFiA İklim Gündemi’nin yeni sayısına hoş geldiniz…
Bu sayıda Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) tarafından hazırlanan ‘Elektrik 2026: 2030’a Doğru Elektrik Piyasaları Görünümü’ başlıklı raporu merkeze alıyoruz.
Yorum ve geri dönüşlerinizi bekliyoruz!
Keyifli okumalar,

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) olarak, iklim müzakerelerinde önemli tartışmalardan biri olan fosil yakıt teşviklerinde güncel durumu, makroekonomik etkilerini, çıkış planlamasını ve teşviklerden çıkılmasıyla ortaya çıkacak yeni finansal imkanların ‘adil geçiş’ perspektifinden nasıl kullanıma alınabileceğini konuşacağımız webinarımıza tüm paydaşlarımızı davet ediyoruz.
Webinar kapsamında ayrıca Türkiye’de fosil yakıt teşviklerini izleyen ‘SEFiA Fosil Yakıt Teşvikleri Takibi’ isimli interaktif web sitemizi tanıtacak, en güncel verileri ve analizleri katılımcılarla paylaşacağız. Bu veri ve bilgi platformu, kamu desteklerinin şeffaf takibini güçlendirmeyi ve politika tartışmalarına veri temelli katkı sunmayı hedeflemektedir.
Kayıt olmak için tıklayın.
31. Taraflar Konferansı (COP31) Başlangıç Toplantısı 11-12 Şubat 2026 tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirildi. Toplantıda oluşturulan eylem gündemi taslağında temel öncelikler arasında sıfır atık, turizm ve kültürel miras gibi başlıklar sıralanırken Türkiye’de fosil yakıtlardan aşamalı çıkışa yönelik bir başlığın yer almaması dikkat çekti. Türkiye ve Avustralya’nın birlikte yürüteceği süreçte Mart ayında kapsamlı bir eylem ajandasının açıklanması planlanıyor.
Görüşler: COP31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, iklim krizinin yalnızca fosil yakıtlar üzerinden ele alınamayacağını belirterek mücadelede çok sayıda politika alanının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. BM İklim Şefi Simon Stiell ise ulusal güvenliği ciddiye alan her lider için iklim eylemi hayati öneme sahip olduğunu ifade ederken, artan fosil yakıt maliyetlerine karşı temiz enerjinin hem toplumsal hem de ekonomik anlamda açık ve net çözüm sunmasına dikkat çekti.
Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Hizmetleri Üzerine Hükümetlerarası Platform (IPBES) tarafından üç yılda hazırlanan ve 150’den fazla hükümet tarafından onaylanan yeni rapor, biyoçeşitlilik kaybının küresel ekonomi ve finansal istikrar açısından sistemik bir risk haline geldiğini belirtiyor. Rapor ayrıca şirketlerin doğa üzerindeki etkilerini azaltmak için hızla harekete geçmemeleri durumunda kendi faaliyetlerinin de tehlikeye girebileceği vurguluyor.
Temel Bulgular: İlerlemenin önündeki başlıca engeller yetersiz/ters teşvikler, zayıf kurumsal kapasite ve veri eksiklikleri olarak sıralanıyor. Ülkeler 2024 yılında 2030 yılına kadar kara ve deniz alanlarının %30’unu koruma hedefi koyarken, bu amaç için öngörülen yaklaşık 200 milyar dolarlık harcama, 2023 itibarıyla kamu ve özel sektörden doğaya zarar veren faaliyetlere yönelen 7,3 trilyon dolarlık finansmanın oldukça gerisinde kalıyor.
Neden Önemli?: Biyoçeşitlilik kaybının çevresel bir sorunun ötesinde finansal bir risk olarak tanımlanması, farklı sektörlerde doğa temelli risklerin iklim riskleri gibi finansal düzenleme ve yatırım kararlarında belirleyici etkiler yaratması bekleniyor.
Global Energy Monitor (GEM) tarafından yapılan yeni analize göre küresel rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarının ağırlık merkezi hızla gelişmekte olan ülkelere kayıyor. Veriler, 2025 yılı itibarıyla planlanan veya inşa halindeki toplam kapasite 4,9 teravata ulaşarak bir önceki yıla göre %11 artış gösterdiğini işaret ediyor.
Temel Bulgular: Toplam kapasitenin 2,7 teravatı rüzgar ve 2,2 teravatı güneş enerjisinden oluşurken 758 GW’lık proje mevcutta inşaat aşamasında bulunuyor. Çin tek başına 448 GW kapasitelik projeye ev sahipliği yapıyor. Brezilya’da 401 GW, Avustralya’da 368 GW, Hindistan’da 234 GW ve ABD’de 226 GW düzeyinde projeler yer alırken, G7 ülkeleri küresel servetin yaklaşık yarısını temsil etmelerine rağmen toplam kapasitenin yalnızca %11’ini oluşturuyor.
Neden Önemli?: Temiz enerji yatırımlarının gelişmekte olan ülkelere kayması, enerji dönüşümünün finansman ve teknoloji liderliğinin küresel ölçekte yeniden dağıldığını ve iklim hedeflerinin giderek Güney ekonomilerinin politika ve yatırım kararlarına daha bağımlı hale geldiğini gösteriyor.
SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi tarafından hazırlanan Türkiye’de Yenilenebilir Hidrojenin Etkinleştirilmesi raporu, Türkiye’nin yenilenebilir hidrojen üretimi, depolama, taşıma ve kullanım alanlarında önemli bir potansiyele sahip olduğunu, ancak bu potansiyelin hayata geçirilebilmesi için kurumsal ve bütüncül bir eylem çerçevesine ihtiyaç bulunduğunu ortaya koyuyor. Rapora göre yenilenebilir hidrojen ve türevleri, özellikle sanayi ve uzun mesafe taşımacılık gibi zor karbonsuzlaşan sektörlerin fosil yakıtlardan çıkışında stratejik bir rol üstlenebilir.
Temel Bulgular: Yüksek sıcaklık gerektiren sanayi süreçleri ve uzun mesafe taşımacılıkta doğrudan elektrifikasyon kısa vadede yetersiz kalabilir. Bu kapsamdan bakıldığında, rapor yenilenebilir hidrojenin tamamlayıcı teknoloji olarak önceliklendirilmesi gerekliliğini vurguluyor. Ayrıca küresel ölçekte 2030 yılına kadar beklenen düşük emisyonlu hidrojen üretiminin, proje iptalleri ve gecikmeler nedeniyle son bir yılda 49 milyon tondan 37 milyon tona gerilediği ifade ediliyor.
Neden Önemli?: Yenilenebilir hidrojenin stratejik bir araç olarak öne çıkması, Türkiye’nin net sıfır hedefleri doğrultusunda bu alana yönelik sanayi politikaları, düzenleyici çerçeve ve teşviklerin netleştirilmesini gerekli kılıyor. Bu çerçevenin oluşturulması, hem rekabetçi bir piyasa yapısının gelişimi hem de Avrupa hidrojen pazarına entegrasyon açısından kritik önem taşıyor.
Rüzgar Enerjisi Sektör Çalıştayı, rüzgar enerjisi sektörünün yatırım ve uygulama süreçlerini ele almak üzere Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ve Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) işbirliğinde düzenlendi. Çalıştayın açılışında konuşan EPDK Başkanı Mustafa Yılmaz, planlanan yenilenebilir enerji santrallerinin tamamlanması halinde Türkiye’nin önümüzdeki 10 yıl içinde yaklaşık 55 milyar dolarlık cari açığı azaltabileceğini açıkladı. Özellikle depolama yatırımlarının dönüşümün önemli bir parçası olduğu ve 2035 yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmak için yatırımların zamanında tamamlanmasının kritik olduğu vurgulandı.
Temel Bulgular: Dünya genelinde yenilenebilir kurulu güç 2015 yılında yaklaşık 2.000 GW seviyesindeyken 2025 itibarıyla 5.000 GW’ı aştı. Türkiye’de ise 2025 yılında devreye alınan 150 GW’lık küresel rüzgar kapasitesinin yaklaşık 2 GW’ı gerçekleşirken toplam rüzgar kurulu gücü 15 GW’a ulaştı. Henüz işletmeye alınmamış 67 GW’lık kapasitenin önemli bir bölümü rüzgar ve depolamalı rüzgar projelerinden oluşuyor.
Neden Önemli?: Yenilenebilir enerji yatırımlarının cari açıkla ilişkilendirilmesi, enerji dönüşümünün bir iklim politikası olmanın yanı sıra makroekonomik bir araç olarak konumlandığını gösteriyor. İthal fosil yakıta bağımlılığın azalması ise enerji güvenliği ve dış finansman ihtiyacını düşürerek dönüşümü Türkiye’nin ekonomik politika gündeminin merkezine taşıyor.
İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) tarafından COP31 öncesinde 109 üye şirketin katılımıyla yapılan araştırma, Türkiye’de iş dünyasının iklim dönüşümünde niyet aşamasını aşarak eylem ve yatırım odaklı bir sürece girdiğini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçları, COP31’in şirketlerin dönüşüm kapasitesi, yatırım hazırlığı ve uluslararası rekabetçiliğini görünür kılacak önemli bir eşik niteliği taşıma beklentisini işaret ediyor.
Temel Bulgular: Şirketlerin %85’i önceliğini enerji ve iklim dönüşümüne verirken, sürdürülebilirlik başlıkları %69 oranında yönetim kurulu düzeyinde ele alınıyor. Buna karşın dönüşümün önündeki en büyük engel finansman (%47) ve düzenleyici belirsizlikler (%28) olarak öne çıkıyor. Şirketlerin %72’sinin emisyon azaltım hedeflerine sahip olmasına rağmen, 2026 yılına kadar ayrılmış sürdürülebilirlik bütçesi bulunanların oranı %33’te kalıyor ve veri altyapısı ihtiyacı (%40) önemli bir kapasite açığı riski taşıyor.
Neden Önemli?: Sürdürülebilirliğin yönetim kurulu düzeyine taşınması iklim dönüşümünün şirket stratejilerinin merkezine yerleştiğini gösterirken, aynı zamanda finansman ve uygulama kapasitesindeki açıklar COP31 sürecinde rekabet gücü ve yatırım çekme potansiyeli açısından kritik bir eşik oluşturuyor.
✍ : Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency – IEA)
Uluslararası Enerji Ajansı tarafından hazırlanan Elektrik 2026 raporu, küresel enerji sisteminin ‘elektriğin çağı’ olarak adlandırılan yeni bir evreye girdiğini ortaya koyuyor. Rapora göre, 2026-2030 döneminde küresel elektrik talebi yılda ortalama %3,6 büyüyecek ve elektrik tüketimi toplam enerji talebinden en az 2,5 kat daha hızlı artacak. Bu artış sanayi elektrifikasyonu, elektrikli araçlar, soğutma ihtiyacı ve özellikle yapay zekâ ile veri merkezlerinden kaynaklanıyor.

Kapsam
Rapor, küresel elektrik sistemlerinin artık yalnızca enerji üretiminden ibaret olmadığını ortaya koyarken, aynı zamanda ekonomik yapıyı dönüştüren temel altyapı haline geldiğini vurguluyor. Elektrik talebi ilk kez normal ekonomik koşullarda küresel ekonomik büyümeyi aşarken, gelişmekte olan ekonomiler 2030 yılına kadar ek tüketimin yaklaşık %80’ini oluşturuyor ve tek başına Çin talep artışının yaklaşık yarısını yaratmaya devam ediyor.

Şebekeler ve Esneklik: Yeni Enerji Sisteminin Darboğazı
Raporun en kritik bulgusu, üretim teknolojilerinden ziyade şebeke altyapısının enerji dönüşümünün sınırı haline gelmesidir. Dünya genelinde 2.500 GW’tan fazla yenilenebilir ve depolama projesi şebekeye bağlanmayı bekliyor. Güneş ve rüzgarın payı hızla artarken sistemin güvenli çalışabilmesi için şebeke kapasitesinin büyümesi ve depolama (özellikle büyük ölçekli bataryalar) talep tarafı yönetimi gerekiyor. Büyük ölçekli bataryalar özellikle yüksek güneş üretimi olan bölgelerde arz güvenliği için yeni bir temel araç haline geliyor. Bu durum enerji dönüşümünün artık yalnızca üretim yatırımı değil, altyapı ve sistem tasarımı meselesi olduğunu gösteriyor.
Temel Bulgular
Raporda öne çıkan temel bulgular aşağıda listelenmektedir:
Küresel elektrik talebi 2026-2030 döneminde yılda ortalama %3,6 artıyor.
Elektrik tüketimi ilk kez ekonomik büyümeden daha hızlı artan kalıcı bir eğilime giriyor.
2030 yılında elektrik üretiminin yaklaşık yarısı yenilenebilir ve nükleer kaynaklardan geliyor.
Kömürün payı azalmasına rağmen elektrik üretiminde tek başına en büyük kaynak olmaya devam ediyor.
Elektrik sektörü emisyonları 2030 yılına kadar artmayıp plato yapıyor.
Şebeke yatırımlarının yıllık yaklaşık %50 artırılması gerekiyor (400 milyar dolar seviyesinin üzerine).
Veri merkezleri, elektrikli araçlar ve soğutma talebi yeni elektrik sisteminin ana sürükleyicileri haline geliyor.
Rapora ulaşmak için tıklayın.
SEFiA İklim Gündemi ekibi olarak takip ettiğimiz değerlendirme yazılarını ve diğer önemli gelişmeleri derliyoruz.