Bugün, 8 Eylül 2025.
SEFiA İklim Gündemi’nin yeni sayısına hoş geldiniz…
Bu sayıda, SHURA tarafından hazırlanan Türkiye’de Yenilenebilir Enerji Tedarik Anlaşmalarının Etkinleştirilmesi raporunu merkeze alıyoruz.
Ekip Arkadaşı Arıyoruz! Son başvuru tarihi 12 Eylül 2025.
Yorum ve geri dönüşlerinizi bekliyoruz!
Keyifli okumalar,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar açıklamasında Soma Termik Santrali’nin yeni bir işletmeciyle yakın zamanda yeniden faaliyete geçirileceğini açıkladı. Yerli kömürle üretim yapan santrallerden kaynaklı elektriğin yaklaşık %60’ını 7,5 dolar sentlik bir alım garantisi üzerinde çalıştıklarını açıklayan Bakan Alparslan aynı zamanda yeni kurulacak kömür santrallerini de teşvik edeceklerini söyledi.
Veriler: Elektrik üretiminde ithal kömür zirvede. Türkiye’de 2024 yılında toplam elektrik üretiminin %22’si ithal kömür kaynaklı. Yerli kömürün payı ise %13 ile geriden geliyor.
Eleştirel bakış: Yüksek emisyonlu altyapıyı sistemde tutma kararı, çevresel sürdürülebilirlik ve adil dönüşüm ilkeleriyle çelişerek uzun vadeli iklim hedeflerini riske atıyor ve bölgelerin kömüre dair toplumsal hassasiyetleri ile uyumsuzluk oluşturuyor. Enerji politikalarının, kısa vadeli arz güvenliğiyle uzun vadeli karbon azaltım hedeflerini dengeli bir şekilde bütünleştirmesi önem taşıyor.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından yapılan açıklama, Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 120.163 MW’a çıktığını ifade ediyor. Toplam artışın 73.477 MW’ını yenilenebilir kaynaklar oluştururken, yenilenebilir enerjinin toplam kurulu güçteki oranı %61,1’e ulaştı.
Güneş ve Rüzgar Önde: Yenilenebilir kaynakların dağılımı incelendiğinde hidro %26,9, güneş %19,5, rüzgar %11,4 pay alırken, sadece güneş ve rüzgarın toplamı kurulu gücün %30,9’unu oluşturuyor.
Yerli Kaynak Artışı: Toplam kurulu gücün %70,7’si (84.959 MW) yerli kaynaklar tarafından karşılanması enerji güvenliği ve yerli üretim açısından önemli bir gelişme.
İstanbul Politikalar Merkezi’nin (İPM) tarafından hazırlanan ‘Türkiye’nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası: 2053’te Net Sıfıra Doğru’ adlı raporun bulgularını aktarıyor. Rapor, 2021 yılına göre sera gazı emisyonlarının 2035 yılında %35 oranında azaltılabileceğini ortaya koyuyor.
Sektörel Yatırım İhtiyacı: 2025-2035 döneminde 265 milyar ABD$ ek yatırım gerekiyor, bunun büyük kısmı binalar sektöründe yoğunlaşıyor. Ulaştırma sektörü için ise elektrifikasyon yatırımlarıyla 2035 yılına kadar %52, 2053’e kadar %70 azaltım sağlanabilirken mevcut durumda 75,3 milyar ABD$ yatırım öngörülüyor.
Emisyon Azaltım Potansiyeli: Toplam sera gazı 370 milyon tona, CO₂ ise 277 milyon tona inerek sırasıyla 2010 ve 2005 öncesi seviyelere dönebilir.
Elektrik Sektörü: Kömürden çıkış ve yenilenebilir kurulumla 2035 yılında %54, 2053 yılında %84 emisyon azaltımı mümkün.
Türkiye Çelik Sektörünün Karbonsuzlaşması Projesi kapsamında İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) tarafından hazırlanan Politika ve Aktör Analizi raporu, Türkiye’nin sera gazı emisyonlarının yaklaşık %10’undan sorumlu olan çelik sektörünün dönüşümünü 2053 yılı net sıfır hedefine erişimde kritik bir öneme sahip olarak değerlendiriyor.
Politika Önerileri: Rapor, üç temel politika önerisini vurguluyor: (1) çelik sektörünün yeniden yapılandırılması ve modernizasyonu, (2) bağlayıcı emisyon azaltım hedefleri ve çok aktörlü sorumluluk çerçevesi, (3) kamu desteklerinin sera gazı azaltımıyla ilişkilendirilmesi.
Uygulamadaki Riskler: Sektörde çevresel yatırım eksikliği ve denetim yetersizliği nedeniyle ‘yeşil çelik’ hedefleri söylemde kalma riskiyle karşı karşıya; güçlü kamusal irade ve düzenleyici çerçeveler gerekli.
Dış Faktörlerin Belirleyici Rolü: Türkiye’de çelik sektörünün karbonsuzlaşmasını şekillendiren esas dinamikler, iç politikadan çok AB düzenlemeleri ve dış ticarette rekabetin korunması gibi uluslararası gelişmelerdir.
World Weather Attribution (Dünya Hava Olayları İlişkilendirme Girişimi, WWA) çatısı altında sekiz ülkeden 28 bilim insanının hazırladığı yeni bir analiz, bu yaz Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’ta yaşanan orman yangınlarında etkili olan aşırı hava olaylarının şiddetinin ve yaşanma olasılığının, iklim değişikliği nedeniyle arttığını gösteriyor.
Sıcak-Kuru-Rüzgar Koşulları: İklim değişikliği, yangınların hızla yayıldığı günlerdeki sıcak, kuru ve rüzgarlı hava koşullarını yaklaşık %22 daha şiddetli hale getirdi; bu koşullar artık her 20 yılda bir yaşanıyor.
Olasılık Artışı: Aşırı yangın koşulları, iklim değişikliği nedeniyle 10 kat daha olası hale geldi; eskiden birkaç on yılda bir görülen bu riskler artık neredeyse her yıl yaşanabiliyor.
Trump, ABD’de kömür ve nükleer enerjiye yönelimde artış olacağını ifade etti. Bu gelişme, düşük karbonlu enerji dönüşümünde önemli bir kırılma noktasına işaret ediyor. Nükleer enerji, bir yandan karbon emisyonlarını ciddi oranda azaltma potansiyeli taşırken diğer yandan kömür gibi yüksek emisyonlu kaynaklara yeniden yönelerek çevresel sürdürülebilirlik ve adil dönüşüm ilkeleriyle çelişiyor. Bu politik yönelim, enerji geçişinin hızını ve iklim hedeflerine ulaşılabilirliğini olumsuz etkileyebilir.
Doğalgaz ve nükleer kapasite artışı: 2025 yılı itibarıyla enerji geliştiricilerinin doğalgaz ve hidrolik kapasite yatırımlarını artırdığı ve nükleer kapasitenin de yaklaşık 8.000 MW düzeyinde eklendiği belirtiliyor.
Bölgesel bakış: Yapay zeka merkezlerinin ya da büyük veri altyapılarının yoğun olduğu ve enerji yoğun talebin arttığı bölgelerde kömür ve nükleer kaynaklara yeniden yönelim dikkat çekiyor.
Adil Geçiş: ABD’de kömür santrallerine yeniden yönelme ve nükleer enerjide hızlı genişleme politikaları, geçim kaynaklarının korunması, emekçilerin adaptasyonu ve toplumsal hakların güvencesi gibi adil geçiş konularını öne çıkarıyor.
OECD’nin kömürden çıkışı hızlandırmaya dönük politikaları sonucunda, yaklaşık 50 yıldır ‘temiz kömür’ teknolojilerini savunan Uluslararası Sürdürülebilir Karbon Merkezi (ICSC) kapandı. Bu durum, kömürün gelecekteki rolüne dair uzun süredir devam eden tartışmalarda kritik bir dönüm noktası oluşturuyor.
Bir adım geriden: Paris Anlaşması’ndan bugüne, küresel ölçekte planlanan kömür kapasitesinin üçte ikisi iptal edildi. 2024 yılında açılan yeni kömür santralı sayısı son 20 yılın en düşük seviyesine geriledi. OECD ülkelerinde kömürden elektrik üretimi 2007 yılından bu yana yarı yarıya azaldı ve toplam elektrik üretiminde %17’nin altına düştü.
Bölgesel bakış: OECD ülkelerinin üçte biri tamamen kömürden çıkmış durumda. İngiltere son kömür santralini kapatırken, İtalya, İspanya, Finlandiya ve İrlanda gibi ülkelerde de çıkış planları tamamlanıyor. Diğer yandan, G20 ülkelerinde kömürden çıkış süreçlerini hızlandırmak için finansman modelleri ve emisyon azaltım mekanizmaları tartışılıyor.
Adil Geçiş: ICSC’nin kapanışı, kömür sektöründe çalışanların ve kömür bölgelerindeki toplulukların geleceğini yeniden gündeme taşıyor. OECD’nin aldığı bu karar, yalnızca çevresel değil, aynı zamanda sosyal politikaların da uyumlu biçimde kurgulanmasını zorunlu hale getiriyor.
Net Sıfır Bankacılık Birliği (NZBA) üyelerinin çekilmesi sonrasında mevcut ‘üyelik temelli birlik’ modelinden ‘çerçeve girişimi’ yapısına geçerek bir yeniden yapılandırmayı planlıyor.
Taahhütler: 2050 net sıfır hedefi, 2030 ara emisyon azaltım hedefi ve yıllık raporlama gibi yükümlülükler devam edecek.
Düzenleyici Baskı: Bazı Cumhuriyetçi politikacıların antitröst iddiaları sonrası büyük bankaların ayrılması, bağlayıcı önlemlerin önemini gösteriyor.
Reform Gereği: Uzman görüşleri, gönüllü taahhütlerin yetersiz olduğunu ve güçlü düzenleyici önlemlere ihtiyaç olduğunu vurguluyor.
‘2025’in 2. Yarısı Yenilenebilir Enerji Yatırım Takipçisi’ verileri, 2025 yılının ilk yarısında küresel yenilenebilir enerji yatırımlarının 386 milyar ABD$ ile tarihin en yüksek seviyesine ulaştığını bildiriyor. Yatırımlar rekor kırsa da bölgesel dengesizlik sürüyor. Küçük ölçekli güneş ve offshore rüzgar hızla gelişirken büyük ölçekli projeler geriliyor. Ayrıca, bu dönemde sermayenin ABD’den Avrupa’ya doğru kayma eğiliminde olduğu görülüyor.
Veriler: 2025 yılının ilk yarısında 386 milyar ABD$ yatırım yapıldı. Çatı üstü güneş %42, offshore rüzgar %21 arttı, ancak büyük ölçekli güneş %19 ve karasal rüzgar %13 düştü.
Bölgesel Bakış: ABD’de yatırımlar %36 azaldı, Avrupa’da %63 artarak 30 milyar ABD$ ek sermaye çekildi, Çin ise %44 pay ile liderliğini sürdürüyor.
Adil Geçiş: Büyük projelerdeki gerileme iş gücü ve yerel ekonomiler için risk yaratıyor. Avrupa’daki istikrar örnek teşkil ederken, ABD’deki belirsizlikler projelerin devamlılığını tehdit ediyor. Küçük ölçekli yatırımlar yerel katılımı artırırken işçilerin yeniden eğitimi ve sosyal destek kritik önem taşıyor.
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından önerilen ‘Net Sıfır Çerçevesi’ni ABD’nin reddetmesi iklim hedeflerini doğrudan tehlikeye atıyor. Uzman görüşleri bu tutumun denizcilik emisyonlarının artışı ve okyanus ekosistemine olumsuz etkileri açısından kritik olduğunu belirtiyor.
Veriler: Denizcilik emisyonları 2021 yılında 893,9 milyon tondan 2024 yılında 974 milyon tona yükseldi. En büyük pay konteyner, dökme yük ve petrol tankerlerinden kaynaklanıyor.
Bölgesel/Sektörel Bakış: ABD, IMO önerisinden çekildi ve destekleyen ülkelere tarife, vize ve liman kısıtlaması gibi misilleme tehdidinde bulundu. Bu durum 2050 net sıfır hedeflerini zayıflatma ve sektörde belirsizlik yaratma riski taşıyor.
Adil Geçiş: Kömürden çıkış ve karbonsuzlaşma süreçleri ada devletleri ve gelişmekte olan ülkeler için hayati önem taşırken ABD’nin tutumu bu yükü artırıyor. Sektörde düşük karbonlu yakıtlar, emisyon fiyatlandırması ve sosyal destek fonlarıyla kapsayıcı bir stratejiye ihtiyaç var.
Reading Üniversitesi tarafından yürütülen modelleme çalışması, 2015-2050 döneminde Montreal Protokolü çerçevesinde ozon tabakasının onarılması durumunda ozonun gezegeni beklenenden %40 daha fazla ısıttığını ortaya koyuyor.
İkinci Büyük Isınma Kaynağı: 2050 yılına gelindiğinde, ozon onarımının ısıtıcı etkisi, karbondioksitten sonra en büyük ikinci faktör haline gelebilir.
UV Koruması: Ozon tabakasının onarımı, insan, hayvan ve bitkiler için zararlı ultraviyole ışınlardan koruma sağlama açısından hala hayati önem taşıyor.
Politika Gereksinimi: İklim politikalarında ileriye dönük sistemsel yaklaşım ihtiyaç sadece bir hedef değil, bütünsel bir etki olarak dikkate alınmalı.
Amazon İşbirliği Ülkeleri Amazon ormanlarını korumak için Brezilya’nın oluşturduğu Amazon Fonu için finansal ve siyasi destek sözü verdiler.
Fon Kaynakları: Fonun büyük kısmı Norveç (%94) ve Almanya (%6) tarafından sağlansa da yeni vaatlerin ödeme aşamasına geçmesi gerekiyor.
Sıfır Ormansızlaşma: Amazon’un korunması 1,5°C hedefinin canlı tutulması açısından kritik görülüyor.
✍ : SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi
‘Türkiye’de Yenilenebilir Enerji Tedarik Anlaşmalarının Etkinleştirilmesi’ raporu, Türkiye’nin enerji dönüşüm sürecinde yenilenebilir kaynakların sisteme entegrasyonunu hızlandırmak için YETA’ların oynayabileceği kritik rolü ele alıyor.
Fosil yakıt temelli üretimin maliyet ve karbon vergisi baskısı altında olduğu koşullarda, rüzgar ve güneş enerjisi giderek daha maliyet etkin hale geliyor. Rapor, YETA’ların hem yatırımcılar için gelir öngörülebilirliği sağlayan hem de tüketicilere düşük emisyonlu enerji kullanım imkânı sunan yenilikçi finansman araçları olduğunu vurguluyor. SHURA’nın projeksiyonlarına göre Türkiye, 2053’te 140 GW rüzgar ve 220 GW güneş kapasitesine ulaşabilir; YETA’lar bu potansiyelin hayata geçirilmesinde önemli bir kaldıraç işlevi görebilir.
YETA’ların Genel Çerçevesi
YETA’lar, üretici ile alıcı arasında yapılan uzun vadeli ikili anlaşmalardır. Bu anlaşmaların hem fiziksel (elektriğin doğrudan teslimi) hem de finansal (fiyat risklerini dengeleme) modelleri vardır. Sabit fiyatlandırma, göstergeli fiyatlandırma ve karma modeller üzerinden tasarlanabilir. Avrupa’da 2017’den bu yana hızla artan YETA hacimleri, özellikle enerji krizi sonrasında daha cazip hale gelmiştir. (Şekil 4) 2023’te yalnızca Avrupa’da 16 GW’lık YETA kapasitesi açıklanmış, bunun 12 GW’ı özel sektör anlaşmalarından oluşmuştur.

Türkiye’de Ekonomik Potansiyel
Türkiye’de güneş ve rüzgar için seviyelendirilmiş elektrik üretim maliyetleri (LCOE), doğrudan destekler olmadan da yatırım yapılabilir seviyelere düşmüş durumda. 2021 sonrası yükselen piyasa fiyatlarıyla birlikte YETA modeli ekonomik açıdan uygulanabilir hale gelmiştir. Özellikle YEKA yarışmalarında ortaya çıkan düşük fiyatlar, YETA’ların kamu desteği olmadan da yeni kapasiteyi mümkün kıldığını göstermektedir. (Şekil 8) Bununla birlikte, fiyat öngörülebilirliği, finansman koşulları ve risklerin doğru yapılandırılması hayati öneme sahiptir.

Raporun Ana Politika Önerileri
Raporun sunduğu öneriler Türkiye’de YETA uygulamalarının yaygınlaşmasını etkileyen beş temel kategoriye odaklanıyor:
Elektrik piyasası tasarımı: YEKDEM mekanizmasında, sabit destek fiyat garantisi temelde belirlenen desteğin piyasa spot fiyatıyla arasında oluşan fark bedelini dikkate almaktadır. (Şekil 9) Yani toptan satış piyasasındaki elektrik fiyatlarının yüksek seyrettiği dönemlerde üreticilerin, sabit YEKDEM fiyatının üzerindeki kısım için elde edebileceği gelir fazlası sisteme geri ödenmektedir.

Lisans şartları ve sözleşmeler: Mevcut lisanslama ve rekabet hukuku düzenlemeleri uzun vadeli sözleşmelerin önünde engel teşkil ediyor. YETA’ya özgü alternatif lisanslama mekanizmaları gündeme alınmalı.
Politika uyumu: YEKDEM ve YEKA gibi destek mekanizmalarıyla çelişmeyecek, tamamlayıcı düzenlemeler yapılmalı.
Risklerin yapılandırılması: Kamu ve finansal kuruluşlar aracılığıyla risklerin dağıtıldığı güvence mekanizmaları tasarlanmalı.
Risk paylaşım mekanizmaları kurmak: Tüketici teşvikleri: Vergi muafiyetleri, kota sistemleri veya karbon fiyatlandırmasıyla tüketici tarafında talep artırılmalı.
Sonuç olarak YETA’lar, Türkiye’nin enerji dönüşümünde kamu desteği olmadan kapasite artışını mümkün kılan piyasa bazlı araçlar olarak kritik önem taşıyor. Ancak bunun için hem düzenleyici çerçevenin uyumlu hale getirilmesi hem de yatırımcı ve tüketici tarafında güven artırıcı mekanizmaların geliştirilmesi gerekiyor. Uluslararası deneyimler, güçlü bir piyasa tasarımı, risk paylaşımı ve talep tarafı teşviklerinin YETA piyasalarının gelişiminde belirleyici olduğunu gösteriyor.
Rapora ulaşmak için tıklayın.
SEFiA İklim Gündemi ekibi olarak takip ettiğimiz değerlendirme yazılarını ve diğer önemli gelişmeleri derliyoruz.
☀️ Küresel Güneş Enerjisi Kurulumları 2025’in İlk Yarısında %64 Arttı.
🗓️ Etiyopya 2027’deki İklim Zirvesine Ev Sahipliği Yapmayı Planlıyor.
💧 Pakistan’da 1 Milyondan Fazla İnsan Sel Nedeniyle Tahliye Edildi.
‼️ İklim Değişikliği Milyonlarca Çocuğu Yoksulluğa Sürüklüyor.
🎯 İklim Eylemine Verilen Desteğin Küçümsenmesi Yeşil Politikaları Sınırlıyor.
🌊 Türkiye’nin Denizleri Dünya Ortalamasından Hızlı Isınıyor!