İklim Gündemi

SEFiA İklim Gündemi #72: Yeşil Dönüşüm Gündeminde AB ve Türkiye için İş Birliği İmkânları

sefia-iklim-gundemi-72-web

Bugün, 28 Temmuz 2025.

SEFiA İklim Gündemi’nin yeni sayısına hoş geldiniz…

Bu sayıda, SEFiA Kurucu Direktörü Bengisu Özenç’in, Yeşil Dönüşüm AB’nin Rekabetçilik Gündemine Entegre Olurken Türkiye için İş Birliği İmkânı Doğar mı? başlıklı blog yazısını merkeze alıyoruz.

Yorum ve geri dönüşlerinizi bekliyoruz!

Keyifli okumalar,

Kamuoyunda ‘Süper İzin’ olarak anılan ve zeytinliklerin madencilik faaliyetlerine açılmasını öngören “Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

  • Eleştiriler: İklim STK’ları ve aktivistlerin eleştirdiği yasa ile maden ve enerji projelerinde acele kamulaştırma kararlarının uygulanması kolaylaşıyor. Ayrıca madenler için Cumhurbaşkanlığıʼna ve özel bir kurula yetki veriliyor. Koordinatları belirtilmek suretiyle Muğla’da yer alan Yatağan ve Milas – Akbelen bölgesindeki zeytinlikler yok edilerek, saha linyit madenciliğine açılıyor.

Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) tarafından hazırlanan “Türkiye’nin emisyon haritası: Mekânsal ve sektörel dağılım yeni yasa için ne anlatıyor?” başlıklı analiz, Türkiye’nin İklim Kanunu’nu değerlendirirken yerel farklılıkların gözetilmesi gerektiğini işaret ediyor.

  • Sektörler: Ulaştırma (141 MtCO₂e), atık yönetimi (140 MtCO₂e) ve elektrik üretimi en yüksek emisyona sahip sektörler olarak listeleniyor.

  • Bölgeler: Üç büyük şehrin yanı sıra elektrik üretiminin fosil yakıt temelli olduğu Zonguldak ve Çanakkale gibi illerde de emisyon oranlarının yüksek olduğu belirtiliyor.

  • Ne yapmalı? Analiz, iklim politikalarının yalnızca merkezi düzeyde belirlenmesi yerine, yerel aktörlerin katılımıyla şekillendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Adil geçişin somut politika araçlarıyla desteklenen bir uygulama alanı olarak ele alınması gerektiğini belirtiliyor.

Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (IRENA) tarafından yayımlanan veri, yenilenebilir enerji kapasitesinin 2024 yılında %15’in üstünde arttığını (582 GW ek yenilenebilir enerji kapasitesi) ancak bölgeler arasında hâlâ büyük farklılıklar olduğunu gösteriyor.

  • Bölgesel farklılıklar: Yenilenebilir enerji kapasitesindeki büyümenin %70’ten fazlası Asya kıtasında gerçekleşiyor. Asya’yı sırasıyla %12,3 ve %7,8’lik katkıyla Avrupa ve Kuzey Amerika izliyor.

Küresel enerji talebi, 2024 yılında, bir önceki döneme kıyasla %2’den fazla artarak rekor kırdı. Rüzgâr ve güneş enerjisi üretimi geçtiğimiz yıl %16’dan fazla arttı. Bu artış, enerji talebindeki büyümenin yaklaşık dokuz katı seviyesinde gerçekleşti.

  • Fakat: Aynı dönemde elektrifikasyon hız kazanırken küresel petrol üretimi %0,6 arttı. Artan yenilenebilir enerji kapasitesi iklim hedeflerine ulaşmak için hâlâ yetersiz düzeyde.

  • Türkiye: Türkiye’nin toplam enerji arzı 2024 yılında, bir önceki yıla göre %5,1 oranında artışla, 7,02 EJ (exajoule) seviyesine yükseldi. Böylece Türkiye, %1,2’lik payı ile Almanya ve Fransa’nın ardından Avrupa’da en fazla enerji arzı payına sahip üçüncü ülke oldu.

  • Bir Adım Geriden: OECD dışı ülkeler, son 10 yılda, yenilenebilir enerji yatırımlarını OECD ülkelerine göre iki kat daha hızlı artırıyor ve küresel dönüşüm bu yönde şekilleniyor.

✍️: Bengisu Özenç – SEFiA Kurucu Direktörü

Son zamanlarda Avrupa Birliği (AB) gündeminde rekabetçilik konusunun gittikçe ağırlığını artırmakta olduğunu görüyoruz. Eylül 2024’te Mario Draghi tarafından Komisyon başkanı Ursula von der Leyen’e sunulan ve AB rekabetçiliğini artırmak için stratejik eylemleri inceleyen kapsamlı raporda üç temel eylem önerisi bulunuyor: 1) Yenilikçilik açığının kapatılması, 2) Karbonsuzlaşma ve rekabet edebilirlik alanlarında ortak eylem, 3) Güvenliğin artırılması ve bağımlılıkların azaltılması. Bunun dışında raporda yatırımların finansmanı ve yönetişimin güçlendirilmesi alt başlıkları da yer alıyor. Bu yaklaşımın yansımasını, Ursula von der Leyen’in 16 Temmuz’da sunumunu yaptığı 2028-2034 dönemi AB Çok Yıllı Mali Çerçevesi teklifinde de görmek mümkün:

Komisyon tarafından Şubat 2025’te yayımlanan AB Temiz Sanayi Mutabakatı (Clean Industrial Deal – CID) tam da bu çerçevede yeşil dönüşümü hızlandırarak AB’nin net-sıfır hedefine ulaşmasını; temiz teknoloji üretim kapasitesini artırarak ithalat bağımlılığını azaltmayı ve küresel rekabetçiliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. Ancak AB’nin bu dönüşümü sadece kendi kaynaklarıyla gerçekleştirmesi mümkün görünmüyor. Bu nedenle Temiz Ticaret ve Yatırım Ortaklıkları (Clean Trade and Investment Partnerships – CTIP) gibi yeni araçlarla çeşitlendirilmiş ve dayanıklı tedarik zincirleri oluşturulması da ayrıca hedefler arasına eklenmiş.

CTIP’ler geleneksel ticaret anlaşmalarını tamamlamak üzere tasarlanmış, yeni, esnek ve bağlayıcı olmayan bir anlaşma türü olarak ortaya çıkıyor. Bu ortaklıklar, AB’nin yeşil dönüşümü ve endüstriyel rekabetçiliği için hayati önem taşıyan kritik ham maddelere, temiz enerjiye ve temiz teknolojilere erişimini sağlamayı hedefliyor. Ancak, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizmasında (SKDM) olduğu gibi CTIP mekanizmasının da daha ziyade AB rekabetçiliğini odağa alması bakımından eleştirildiğini, hem AB içinden hem de üçüncü ülkeler tarafından şüpheyle karşılandığını söylemek mümkün.

AB’nin bu algıyı düzeltmek ve bölgesinden başlayarak, gerçek anlamda küresel bir yeşil dönüşümü teşvik etmek için çıkarlarını dengeleyen, kapsayıcı ve şeffaf bir iş birliği modeli geliştirmeye olan ihtiyacı her zamankinden daha fazla. Üstelik böyle bir model partner ülkelerin sahip olduğu sanayi üretim kapasitesi ve işgücü becerilerinin ortak bir faydaya dönüşmesini sağlayarak bölgesel dönüşümü güçlendirebilir.

Türkiye, AB ile geliştirilebilecek olası iş birliği modelleri kapsamında, gelişmiş sanayi üretim kapasitesi ve mevcut ticaret altyapısı sayesinde önemli bir konumda yer alıyor.

Karşılıklı fayda sağlayabilecek bu iş birliği modeli için Türkiye için somut öneriler geliştirebilmek mümkün. Yenilenebilir enerji yatırımları üzerinden düşünecek olursak Türkiye yalnızca hızlı kapasite artışları ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın açıkladığı 2035 yılına kadar 120 GW kurulu kapasite hedefi nedeniyle değil, aynı zamanda kendi bölgesinin gelişmiş bir sanayi üssü olması bakımından da dikkat çekici. Öncelikle, Türkiye’nin rüzgar ve güneş enerjisinde hedeflediği 120 GW kurulu gücünün, 2053 net-sıfır hedefi bağlamında kömürden çıkışı mümkün kılan bir hedef olduğunu vurgulamak gerekli. Bu yöndeki bilimsel bulgular İstanbul Politikalar Merkezi çalışmaları ve iklim STK’larının ortak raporlarında görülebilir.

Yenilenebilir enerji kapasite artışını destekleyecek ekipmanların üretiminde ise Türkiye’nin bazı avantajlara sahip olduğu göze çarpıyor.

  • 6 basamaklı gümrük tarife istatistik pozisyon (GTIP) kodları bazında incelendiğinde rüzgâr enerjisi için belirlenen 35 ekipmanın 11’inde53 güneş enerjisi ekipmanının 9’unda Türkiye’nin AB ithalatındaki payının %10 ve üzeri olduğu görülüyor.

  • Türkiye AB pazarındaki payını istikrarlı bir şekilde artırıyor. Elektrik transformatörleri; elektrik kontrolü veya elektrik dağıtımı için pano, panel, konsollar; izole edilmiş elektrik iletkenleri gibi bazı ürünlerde Çin’in önüne geçerek AB’nin tedarik pazarı çeşitlendirmesine katkıda bulunuyor. Demir ve çelikten imal edilmiş kule ve pilonlarda ise Türkiye hâlihazırda AB pazarında hakim pozisyonda bulunuyor.

  • Demir-çelik ürünlerinin aynı zamanda SKDM altında karbon fiyatlamasına maruz kalacağı düşünüldüğünde demir-çelik sektörünün karbonsuzlaşması sürecinde AB’nin Türkiye ile kuracağı iş birliğini tedarik zinciri dayanıklılığı açısından da değerlendirmek gerekiyor.

  • Güneş enerjisinde kullanılan cam ürünlerinde de Çin’in azalan payı karşısında Türkiye’nin artan payı, Türkiye’nin AB’yi Çin bağımlılığına karşı koruyabilecek bir partner olabileceğini gösteriyor. Ancak demir-çeliğe benzer şekilde karbon yoğun bir ürün olan camın da muhtemel bir SKDM genişlemesinde kapsama girmesi söz konusu olabilir ve AB-Türkiye ticaret ilişkisinin karbonsuzlaşma açısından da ele alınması gerekebilir.

CTIP mekanizmasında ortak olarak seçilebilecek muhtemel ülkeler üzerine yapılan bazı çalışmalarda Türkiye’nin gelişmiş işgücü becerileri, sanayi üretim kapasitesi ve mevcut ticaret altyapısı nedeniyle önde gelen ülkelerden biri olduğunu vurgulanıyor. Türkiye tüm bu imkânlarıyla AB’yi destekleyecek bir üretim üssü ve ticaret partneri olarak önemli bir konumda yer alıyor.

Tüm bu değerlendirmeler ışığında, uzunca bir süredir ilerleme sağlanamayan AB Türkiye ilişkilerini, değişen-dönüşen gündemlere adaptasyon sağlayabilmek açısından daha esnek tasarımlara sahip olan CTIP gibi bir mekanizmanın görüşülmeye başlanmasıyla hareketlendirmek mümkün olabilir. Her iki tarafın da faydalanacağı böylesi bir iş birliğinin finansmanı için imkanlar tartışmaya açılabilir. Bu açıdan Çok Yıllı Mali Çerçeve’de sunulan yeni araçların ve hatta SKDM gelirlerinin kullanılması üzerine müzakereler başlatılabilir. Böylelikle AB’nin hem enerji arz güvenliğini sağlama amacıyla sıkça gündeme getirdiği Türkiye – AB enerji iş birliği yaklaşımını hem de tedarik zinciri çeşitlendirme ve güvence altına alma hedeflerini sadece kaynak tedariki açısından değil, aynı zamanda stratejik bir sanayi ortaklığı olarak da tasarlamaya olanak tanıyabilir.

Yazı için: Yeşil Dönüşüm AB’nin Rekabetçilik Gündemine Entegre Olurken Türkiye için İş Birliği İmkânı Doğar mı?

Benzer Yazılar