Türkiye’nin çelik üretiminin karbon ayak izi ağırlıklı olarak ihracata yönelirken yurt içi çelik tüketiminin ayak izi büyük ölçüde ithal üretime dayanıyor.
Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) olarak hazırladığımız yeni rapor, Türkiye’nin çelik bağlantılı karbon ayak izinin tesis sınırlarının ve doğrudan çelik ticaretinin çok ötesine uzandığını ortaya koyuyor. Türkiye önemli bir çelik üreticisi ve ihracatçısı olmasına rağmen çelik bağlantılı emisyonlar bakımından net ithalatçı konumunda bulunuyor. Rapora göre Türkiye’nin çelik bağlantılı net tüketim ayak izi yerli üretim zinciri emisyonlarından %67, ithalat kaynaklı emisyonları ise ihracata yönelen emisyonlardan %64 daha yüksek.
“Türkiye Çeliğinin Karbon Yolculuğu: Üretim, Tüketim ve Ticaret Bağlantıları” başlıklı rapor, Türkiye’deki çelik üretiminin doğrudan ve tedarik zinciri emisyonlarını, yurt içi tüketimin yerli ve ithal üretim bağlantılarını ve çeliğin uluslararası ticaret içindeki hareketini birlikte inceliyor. Çalışma, temel demir-çelik ve ferroalaşım üretimi (temel çelik) ile ikincil çeliğin yeni çeliğe yeniden işlenmesi (ikincil çelik) faaliyetlerine odaklanıyor.
EXIOBASE çok bölgeli girdi-çıktı veri tabanının 2022 yılı verilerine dayanan analiz, otomotiv, makine ve metal ürünleri gibi çelik kullanan sektörlerin ürünleri üzerinden taşınan gömülü emisyonları da izliyor. Gömülü karbon, ürünlerin fiziksel karbon içeriğini değil üretimleri sırasında tesislerde ve tedarik zincirlerinde oluşan CO₂ emisyonlarını ifade ediyor.
Rapora göre Türkiye’de üretilen çeliğin toplam üretim zinciri karbon ayak izi yaklaşık 74 milyon ton CO₂ seviyesinde. Bunun yaklaşık %78’i elektrik ve diğer girdilerin üretimi sırasında çelik tesislerinin dışında oluşuyor.
Çalışmanın öne çıkan bulguları şöyle:
- Çeliğin karbon ayak izi tesislerin dışına uzanıyor: Türkiye’deki çelik tesislerinin doğrudan emisyonları yaklaşık 16 milyon ton CO₂ iken satın alınan elektrik yaklaşık 11 milyon ton, diğer üretim öncesi tedarik zincirleri ise yaklaşık 47 milyon ton CO₂’lik ayak izi oluşturuyor. Üretim öncesi tedarik zinciri emisyonlarının yaklaşık %64’ü Türkiye dışında gerçekleşiyor.
- İkincil çelikte elektrik sistemlerinin karbonsuzlaştırılması ve düşük karbonlu girdiler belirleyici: Çelik sektörünün satın aldığı elektrikle bağlantılı emisyonların yaklaşık %83’ü ikincil çelik üretimiyle ilişkili. Bu üretim kolunun toplam ayak izinin yaklaşık %84’ü doğrudan tesis faaliyetleri dışında oluşuyor. Bulgular, ikincil çeliğin dönüşümünde tesis verimliliğinin yanında elektrik sisteminin ve ithal girdilerin üretim koşullarının da önemini gösteriyor.
- Yerli üretim ihracata, yurt içi tüketim ithal çeliğe dayanıyor: Türkiye’de üretilen çeliğin karbon ayak izinin yaklaşık %63’ü dış pazarlara yöneliyor. Buna karşılık Türkiye’nin yaklaşık 82 milyon ton CO₂’lik brüt çelik tüketim ayak izinin %67’si ithal çelik üretimiyle bağlantılı. Bu asimetri, yerli üretimin karbonsuzlaştırılmasının ithal çeliğin üretim koşullarındaki iyileşmelerle tamamlanması gerektiğini gösteriyor.
- Türkiye ithal çeliği işleyerek yeniden dış pazarlara taşıyor: Türkiye’ye ulaşan ithal çelik üretimiyle bağlantılı yaklaşık 81 milyon ton CO₂’lik brüt ayak izinin üçte biri, Türkiye’deki üretim süreçlerinden geçtikten sonra yeniden ihraç ediliyor. Bu bağlantılar hem çelik ürünleri hem de otomotiv ve fabrikasyon metal ürünleri gibi sektörlerin ihracatı üzerinden taşınıyor.
- Doğrudan ticaret ortağı çeliğin üretildiği ülkeyi her zaman göstermiyor: İthal çelik bağlantılarının yaklaşık dörtte biri Türkiye’ye çelik dışı ürünler üzerinden ulaşıyor. Çelik başka ülkelerde işlenerek veya farklı ürünlerde kullanılarak Türkiye’ye gelebildiği için son tedarikçi ülkenin yanında çeliğin üretim kaynağının da izlenmesi gerekiyor.
Rapor, Türkiye’nin çelikte karbonsuzlaşma stratejisinin tesis dönüşümü, düşük karbonlu elektrik ve girdi tedariki ile çelik kullanan sektörlerin talep kararlarını birlikte kapsaması gerektiğini vurguluyor. Yerli üretimdeki emisyon azaltımlarının ithal girdilerin üretim koşullarındaki iyileşmelerle tamamlanması, hem yurt içi tüketimin hem de ihracat ürünlerinin karbon ayak izini azaltmak açısından önem taşıyor. Kamu alımları, uzun vadeli düşük karbonlu malzeme satın alma taahhütleri, malzeme verimliliği ve yeniden kullanım da bu dönüşümü destekleyebilecek araçlar arasında yer alıyor.
Bengisu Özenç, SEFiA Direktörü: “Ticaret her ne kadar geleneksel olarak Dünya Ticaret Örgütü’nün (WTO) yetki alanında görülse de mevcut tartışmaların küresel iklim hedeflerini önceleyen bir perspektiften uzak kaldığı açıkça görülüyor. Bu durum, sınır ötesi değer zincirlerinde taşınan gömülü emisyonların adil ve etkin bir biçimde yönetilebilmesi için tüketim perspektifinin ve ticaret konusunun doğrudan uluslararası iklim diplomasisinin merkezine taşınması gerektiğini gösteriyor. Raporumuz, iklim hedefleriyle uyumlu bir ulusal ve küresel ticaret mimarisinin inşası için taşınan emisyonların, ulusal sanayi ve ticaret politikaları tasarımında ve COP müzakerelerinde çok daha derinlemesine ve kararlılıkla ele alınmasının aciliyetini ortaya koyuyor.”
Ayşe Ceren Sarı, SEFiA Araştırma Direktörü: “Türkiye’nin çelikteki karbon konumunu anlamak için üretim tesislerinden küresel tedarik zincirlerine ve nihai talebe uzanan bağlantılara bakmamız gerekiyor. Türkiye önemli bir çelik üreticisi ve ihracatçısı ancak yurt içi çelik tüketiminin karbon ayak izi büyük ölçüde ithal üretime dayanıyor. Aynı zamanda ithal çeliği kendi sanayisinde işleyerek dış pazarlara taşıyor. Bu yapı karbonsuzlaşmanın iklim, enerji, sanayi ve ticaret politikaları arasında güçlü bir koordinasyon gerektirdiğini gösteriyor. Özellikle ikincil çelikte düşük karbonlu üretim potansiyelinin gerçekleştirilmesi, düşük karbonlu elektriğe erişim ve girdilerin üretim koşulları ile yakından ilişkili. Yerli tesislerdeki dönüşümü düşük karbonlu tedarikle tamamlamalı, otomotivden inşaata kadar çelik kullanan sektörlerin satın alım ve malzeme tercihlerini de bu dönüşümün parçası haline getirmeliyiz. Politikaların başarısını da tesis emisyonlarındaki azalmayla birlikte üretim zincirlerinin, tüketimin ve ticaretin karbon ayak izindeki değişim üzerinden değerlendirmeliyiz.”
Cankut Kaan Bolat, SEFiA Kıdemli Araştırmacısı: “Çelik üreticisinin satış yaptığı ilk sektör, çeliğin sonunda hangi ihtiyaca hizmet ettiğini tek başına göstermiyor. Türkiye’deki bir üreticiye satılan çelik, sonraki aşamalarda bir otomobilin veya makinenin parçası olarak ihraç edilebiliyor. Çalışmamızda bu ara üretim bağlantılarını izleyerek çeliğin karbon ayak izinin hangi ürün gruplarıyla ve hangi talep alanlarıyla ilişkili olduğunu inceliyoruz. Böylece otomotiv, makine ve fabrikasyon metal ürünleri gibi sektörlerin çelik kaynaklı emisyonlarla ilişkisini daha açık biçimde görebiliyoruz. Bu sektörler malzeme seçimi, ürün tasarımı ve kullanım ömrü üzerindeki kararlarıyla çelik ihtiyacını ve üretim zincirinin ayak izini etkileyebiliyor. Bu nedenle tesis ve ürün düzeyindeki emisyon bilgilerini, sektörler arasındaki çelik kullanımını gösteren verilerle ilişkilendiren ortak bir bilgi altyapısı geliştirmeliyiz. Üreticilerin ve kullanıcı sektörlerin bu bilgilerden yararlanarak malzeme ve tasarım seçeneklerini üretim zinciri boyunca sağlayabilecekleri emisyon azaltımları açısından birlikte değerlendirmelerini desteklemeliyiz.”
