İçindekiler
- Yazı: Berfu Çopur & Ayşe Ceren Sarı & Bengisu Özenç
- Giriş
- 1,5°C Hedefi: Yönlendirici Bir Hedef ve Uygulama Kısıtları
- Adaptasyon COP’u: Niceliksel Çerçeve, Niteliksel Açık
- Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma: Metinlerden Taşan Bir Gündem
- Belem Eylem Mekanizması ve Adil Geçiş Gündemi
- Türkiye İçin COP31’e Giden Yol
- COP31 Gündeminde Azaltım Öne Çıkıyor
- Sonuç: Büyük Sorulara Küçük Adımlar
10-22 Kasım 2025 tarihleri arasında Brezilya Belém’de düzenlenen COP30, küresel iklim rejiminin en zorlu dönemlerinden birinde gerçekleşti. İklim diplomasisinde çok taraflılığın sorgulandığı, ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekildiği, Avrupa Birliği’nin iklim liderliğinde ivme kaybettiği, yani jeopolitik ve ekonomik belirsizliklerin sürdüğü, bir düzlemde gerçekleşen zirve yüksek beklentilerden ziyade temkinli bir gerçekçilikle ele alındı. Çin’in yenilenebilir enerji ve elektriklenme alanındaki yüksek iddiasına rağmen küresel iklim liderliği rolünü üstlenmemesi, bu kırılgan tabloyu daha da belirgin hale getiriyor.
Bu blog yazısı ile, mevcut uluslararası politika gündeminden hareketle, 16 Aralık tarihinde Ankara’da gerçekleştirilmiş olan ‘COP30’dan Çıkarımlar, COP31 Sürecine Bakış’ toplantısında öne çıkan COP30 ana mesajlarını ve Türkiye ile Avusturalya’nın önümüzdeki sene paylaşılmış bir liderlik modeliyle yürüteceği COP31 sürecine dair bazı temel konuları mercek altına aldık. Toplantı SEFiA Direktörü Bengisu Özenç’in moderatörlüğünde, İklim Değişikliği Başkanlığı, Sera Gazı Azaltım Politikaları Daire Başkanı Abdurrahim Durmuş, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünden Prof.Dr. Semra Cerit Mazlum ve SEFiA Araştırma Direktörü Ayşe Ceren Sarı’nın katılımıyla gerçekleşti.
1,5°C Hedefi: Yönlendirici Bir Hedef ve Uygulama Kısıtları
1,5°C iklim hedefinin politika metinlerinde yer almasına rağmen uygulamanın hedefleri karşılamada yetersiz kalması COP30’da resmi bir gündem maddesi olarak tanımlanmasa da NDC’ler ve uygulama açığı tartışmaları çerçevesinde belirleyici bir arka plan unsuru olarak öne çıktı. Paris Anlaşması’nın 10.yılında sunulan ikinci Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler), küresel ölçekte 2035 itibarıyla yalnızca sınırlı ve kademeli bir emisyon azaltımına (2019’a göre %12) işaret etmeye devam ederken, bu katkıların 1,5°C hedefleriyle uyumlu bir azaltım patikasını yakalamaktan uzak kaldığı (1,5°C hedefi için 2035’e kadar %57 azaltım yakalanmalı) net biçimde görülüyor. Zaman hızla daralırken, iklim hedeflerinin gerçekçi ve uygulanabilir bir düzlemde ele alınabilmesi için siyasi iradeye dayalı küresel mutabakatın, bilim temelli eşikler, karbon bütçeleri ve izleme mekanizmaları ile sistematik biçimde eşleştirilmesi büyük önem arz ediyor. Ortaya çıkan güncel tablo, iklim müzakerelerinin büyük sıçramaları tetiklemek yerine siyasi riskleri daha düşük, küçük ama uygulanabilir adımları önceliklendiren bir çizgide ilerleyeceğine işaret ediyor.
Adaptasyon COP’u: Niceliksel Çerçeve, Niteliksel Açık
Her yıl tematik bir başlık etrafında şekillenen COP gündemi, bu yıl adaptasyon odağıyla öne çıktı. Küresel adaptasyon hedeflerinin izlenmesi amacıyla çok sayıda gösterge arasından 59 gösterge ortaya çıkması önemli bir eşik olarak sunulsa da, hem bu göstergelerin niteliği hem de karar sürecindeki yöntemsel sorunlar yoğun tartışmalara konu oldu.
Eleştiriler, göstergelerin bilimsel yeterlilikten ziyade siyasi olarak üzerinde uzlaşılabilir en düşük ortak payda üzerinden şekillendiği, sayısallaştırma kapasitesi, veri uyumu ve politika yönlendiriciliğinin sınırlı kaldığı yönünde yoğunlaştı. Buna ek olarak, uzlaşı sürecine yönelik eleştiriler, göstergelerin içeriğinin ötesinde müzakerenin nasıl yürütüldüğüne odaklandı. Sürecin ilk aşamalarında çalışmaların ağırlıklı olarak teknik gruplar ve sınırlı katılımlı kapalı-format oturumlar üzerinden ilerlediği, müzakerenin son aşamalarında ise metinlerin zaman baskısı altında hızla konsolide edilerek taraflara sunulduğu ifade edildi. Bu süreçte, kısa geri bildirim süreleri nedeniyle birçok delegasyonun başkentleriyle yeterli istişare yürütemediği, paydaş katılımının da uzlaşıyı belirleyen son aşamalarda sınırlı kaldığı vurgulandı. Uzlaşı sağlanamayan başlıklarda sürecin, tıkanmayı aşmak amacıyla başkanlık tarafından daha dar katılımlı ve yönlendirici müzakere formatlarına yöneltilmesi ve metinlerin paket yaklaşımıyla ilerletilmesi, şeffaflık ve sahiplenme düzeyi açısından ek soru işaretleri doğurdu. Bu bütüncül tablo, uzlaşı sürecinin yeterli ve zamanında istişareye dayanmayan, kapsayıcılığı sınırlı bir müzakere pratiği izlediği yönünde ciddi demokratik meşruiyet eleştirilerine yol açtı.
Türkiye açısından adaptasyon başlığı stratejik bir önem taşıyor. Türkiye’nin içinde bulunduğu Akdeniz havzasının iklim değişikliğinden en yoğun etkilenecek bölgelerden biri olması ve İklim Kanunu’nda adaptasyona verilen ağırlık, COP31 başkanlığını Türkiye için bu gündemi yeniden şekillendirebilecek önemli bir araç haline getiriyor. Bu çerçevede adaptasyon finansmanı da önümüzdeki dönemin kritik başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Küresel ölçekte adaptasyon finansmanının 2035’e kadar üç katına çıkarılması hedefi dile getirilirken, mevcut durumda küresel iklim finansmanı akımları içerisinde adaptasyon finansmanının aldığı küçük pay (yaklaşık %4) göz önünde bulundurulduğunda hedeflenen finansmanın da yeterli olamayacağı anlaşılıyor. Ayrıca söz konusu fonların kullanımına ilişkin ‘gelişmiş ve gelişmekte olan ülke’ ayrımı etrafındaki tartışmalar derinleşiyor. Ülkelerin gelişmişlik ayrımın tanımlanmasına yönelik yöntemler ve uygulamalar Türkiye’nin iklim finansmanındaki konumu açısından belirleyici görülüyor.
Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma: Metinlerden Taşan Bir Gündem
Fosil yakıtlardan uzaklaşma başlığının karar metinlerinde açık, bağlayıcı ve hedefe dönük bir çerçeveye kavuşturulamaması COP30’un en dikkat çekici eksiklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Birleşik Arap Emirlikleri başkanlığı döneminde Fosil yakıtlardan uzaklaşma konusunun COP metinlerine girmiş olmasına rağmen takip eden başkanlıklarda net bir uygulama takviminin ortaya konulması yerine, Belém’de metinden çıkmış olması, müzakerelerin siyasi sınırlarını ve mevcut formatın dönüştürücü kararlar üretme kapasitesini sorgulatıyor. 2026’da Kolombiya öncülüğünde küresel düzeyde ilk defa düzenlenecek olan Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı, fosil yakıtlardan uzaklaşma tartışmalarının COP süreçlerinin dışına taşan bir gündem haline dönüştüğüne işaret ediyor.
Fosil yakıtlardan uzaklaşma gündemin yeniden iklim rejimi içinde ele alınması, Türkiye ve Avustralya’nın COP31 eş başkanlığı açısından bir fırsat niteliği taşıyor. Fosil yakıt üreticisi ve ihracatçısı bir ülke olan Avustralya ile fosil yoğun bir ekonomi olan Türkiye’nin birlikte hareket etmesi, fosil yakıtlardan uzaklaşmanın yalnızca düşük fosil bağımlılığına sahip ülkelerin savunduğu bir hedef olmadığını ortaya koyarak, farklı kalkınma ve enerji profillerine sahip ülkeler açısından da uygulanabilir ve sahiplenilebilir bir politika çerçevesi sunduğunu gösterebilecek güçlü bir politik kırılma noktası yaratabilir.
Belem Eylem Mekanizması (Belem Action Mechanism) ve Adil Geçiş Gündemi
COP30’da Adil Geçiş için Belém Eylem Mekanizması (BAM), COP kararlarının uygulamaya dönük izlenmesini güçlendirmeyi amaçlayan en yapısal çıktılardan biri olarak öne çıktı Adil geçiş, COP30’da Belém Paketi kapsamında çerçeveye kavuşan sekiz ana başlıktan biri olarak ele alınırken, BAM bu alanda ilerlemenin üç yıllık bir eylem ve izleme döngüsü üzerinden takip edilmesine yönelik bir çerçeve sundu. BAM kapsamında adil geçiş azaltım, uyum ve finansman eksenlerini kesen yatay bir politika alanı olarak konumlandırıldı.
Öte yandan BAM bağlayıcı bir finansman aracı olmaktan ziyade, dönüşümün sosyal ve ekonomik boyutlarının izlenmesine ve eşgüdümüne yönelik bir çatı çerçeve niteliği taşıyor. İlgili finansman boşluğunun taraf ülkelerce sağlanan ulusal fonlar, emisyon ticaret sistemi gelirleri ve uluslararası finansman aracılığıyla doldurulması bekleniyor. SEFiA ve WWF-Türkiye tarafından hazırlanan ‘Türkiye için Adil Geçiş Finansmanı Mekanizması Önerisi’ raporu uluslararası örneklere dair incelemeler ve odak grup görüşmeleri bulgularından hareketle adil geçişin finansmanı alanında güçlü bir kamu liderliğinin önemini vurgulayarak ulusal bir Adil Geçiş Fonu (U-AGF) modeli öneriyor.
Türkiye İçin COP31’e Giden Yol
Toplantıda öne çıkan ortak değerlendirme, COP30’un bir başarı ya da başarısızlık olarak tanımlanmasından ziyade, çok taraflı iklim rejiminin giderek düşen beklentiler altında da olsa işlevini koruduğuna işaret ettiği yönünde şekillendi. Bu bağlamda, Türkiye’nin Avustralya ile birlikte üstleneceği COP31 başkanlığı, diyalogların duraklama dönemine yeniden ivme kazandırma potansiyele sahip bir fırsat olarak değerlendiriliyor.
COP31 Gündeminde Azaltım Öne Çıkıyor
Glasgow ve Sharm El Sheikh’ten COP30’a gelen süreçte azaltım müzakereleri içerik ve mekanizma üretmekte görece yetersiz kalırken, aynı zamanda büyük ölçüde küresel diyaloglarla sınırlı ve ılımlı bir kapsamda ilerliyor. Sharm El Sheikh Diyalogları’nın Türkiye’nin eş başkanlığındaki COP31 ile sona erecek olması, azaltım başlığına dair yaklaşım ve uygulamaların bir sonraki zirvede bilerlenebileceğine dair fırsatlar sunuyor. Bu çerçevede COP31’in, finans ve adaptasyon ağırlıklı önceki zirvelerin ardından, sıkışmış azaltım gündemine yeniden siyasi ağırlık kazandırması kritik bir eşik olarak öne çıkıyor.
Azaltım odağında öne çıkan COP 31’de Avustralya ile eş başkanlığı sürecinde Türkiye’nin uluslararası iklim rejiminin momentumunu yeniden kazanmasını sağlamak için odaklanmasında fayda görülen bazı başlıklar:
- 1,5°C hedefini COP31 iletişimi ve zirve gündemine dair hazırlıkların merkezinde tutmak,
- Fosil yakıtlardan uzaklaşma kararını yeniden iklim rejimine dahil etmek,
- Uygulama açığını kapatmak üzere Küresel Uygulama Hızlandırıcı (Global Implementation Accelerator) gündeminin takibi,
- BAM’in unsurlarının netleşmesini sağlayarak adil geçişi küresel düzeyde kurumsallaştıracak mekanizmalar geliştirmek.
Türkiye’nin bu küresel gündeme güçlü ve inandırıcı bir şekilde liderlik edebilmesi, ulusal politikalarını da aynı azimle ele almasını gerektiriyor. Küresel iklim hedefleriyle uyumlu 2053 net-sıfır iddiasını korurken NDC’de sunduğu ara hedeflerini bu iddia ile uyumlu seviyelere getirmesi; bunu başarabilmek için “yeni kömür yatırımı yapmama” sözü ile başlayarak kömürden çıkış kararını açıklaması; dönüşümü adil geçiş perspektifiyle hazırlanmış bir bölgesel kalkınma planı olarak gündeme almaya başlaması sivil toplum olarak hükümetten en temel beklentimiz. Bu süreci destekleyecek politika tasarımlarıyla birlikte, zirve sonrasında yoğunlaşması beklenen raporlama ve hazırlık döneminde uzmanlaşmış sivil toplum kuruluşları ile akademinin sürece dahil edilmesi, Türkiye’nin COP31 başkanlığının iddiasını, inandırıcılığını, kapsayıcılığını ve etki gücünü artırabilecek önemli bir kaldıraç oluşturuyor.
Sonuç: Büyük Sorulara Küçük Adımlar
COP30, iklim rejiminin dönüştürücü gücünün zayıfladığına işaret eden güçlü sinyaller ortaya koyarken aynı zamanda çok taraflı yapının hedeflere erişim alanında kısmi işlevini sürdürdüğünü işaret ediyor. Uluslararası iradeyi destekleyici büyük ve kapsayıcı kararların yerini küçük ama uygulanabilir adımların aldığı bu yeni dönemde, zaman baskısı her zamankinden daha belirgin hale geliyor.
COP31’e doğru ilerleyen süreç, Türkiye ve Avustralya’nın eş başkan ülkeler olarak mevcut küresel kısıtlar ve zorluklar nedeniyle daralan manevra alanını etkili biçimde kullanarak, söylemin ötesine geçen ölçülebilir ve uygulanabilir politika tercihleriyle sürece yön verebilmesine yönelik önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye’nin güçlü ve inandırıcı bir COP başkanı olması ise küreselde yakalamaya çalışacağı iklim iddiasını yurtiçi politikalarına yansıtmasıyla ancak mümkün olabilecek.