Blog

COP 30’a Doğru: Küresel ve Ulusal Gündemde Öne Çıkanlar

sefia-blog-cop30-baslarken

İçindekiler

COP30, Belém’de başlıyor. Ormansızlaşmanın durdurulması, iklim finansmanı, adil geçiş ve fosil yakıtlardan çıkış zirvenin ana gündemleri arasında. Türkiye ise COP31 adaylığıyla iklim diplomasisinde kendine yeni bir yer arıyor. Bu bağlamda 3 Kasım’da gerçekleştirdiğimiz Türkiye’nin İklim Politikaları, COP30 Beklentileri ve Muhtemel COP31 Gündemi toplantısında Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda odaklanması gereken konuları ele aldık.

2023 yılında COP28’de yapılan ilk Küresel Stok Değerlendirmesi’nin (Global Stocktake) ardından ülkeler, Paris Anlaşması’nın onuncu yılına girerken, gecikerek de olsa, hem yeni ulusal katkı beyanlarını (NDC) sunuyor hem de finansman ve adaptasyon hedeflerini yeniden şekillendirmek için kritik bir dönemeçte yer alıyor. Küresel stok değerlendirmesi sonrası ülkelerin iki yılda bir yayımlanması hedeflenen şeffaflık raporları, bugüne kadar, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu, 90 ülke tarafından yayımlandı. Küresel iklim eyleminin izlenmesine yönelik söz konusu süreçlerin ardından, 10-21 Kasım 2025 tarihlerinde Brezilya’nın Belém kentinde düzenlenecek olan COP30, 1,5 derece hedefinin yeniden ele alınacağı bir zirve olmanın ötesinde bir nitelik taşıyor. Bu seneki zirvenin aynı zamanda Bakü’de başlayan ve Belém’e bağlanan iklim finansmanının yapısal reformu konusuna, fosil yakıtlardan çıkış iradesi ve adil geçiş gündeminin konsolidasyonuna dair tartışmaları merkeze alması bekleniyor.

Türkiye açısından bakıldığında ise küresel eğilimlerin iç politikaya yansımaları gündemde önemli bir yere sahip. Türkiye bir yandan Yeşil Mutabakata uyum motivasyonu çerçevesinde dönüşüm gündemini, diğer taraftan da Küresel Güney ve Kuzey arasında köprü olma iddiasıyla COP31 için ev sahipliği adaylık sürecini yürütüyor. 2026’da pilot süreçle işlemeye başlaması planlanan ulusal emisyon ticaret sistemi (ETS), yürürlüğe girecek olan şeffaflık raporlama yükümlülükleri,  ve yeşil sanayi dönüşümü gündemi ülkenin COP31 adaylığını destekleyecek temel bileşenlerden bazıları. Bu bağlamda 3 Kasım’da Ankara’da gerçekleştirdiğimiz Türkiye’nin İklim Politikaları, COP30 Beklentileri ve Muhtemel COP31 Gündemi toplantısında akademi, sivil toplum ve kamu kurumları temsilcileriyle bir araya gelerek Türkiye’nin önümüzdeki yıllarda odaklanması gereken politika, yönetişim ve finansman başlıklarını bütünlüklü biçimde ele aldık. 

Küresel Gündemde Ne Var?

Toplantıda öne çıkan ortak değerlendirme, küresel iklim rejiminin bir “çok taraflılık” krizinden geçtiğine işaret ediyor. COP zirvesinin meşruiyeti, fonksiyonelliği ve karar alma mekanizmaları derinleşen bir sorgulamanın merkezinde yer alıyor. Brezilya’nın ev sahipliğini üstlendiği 2025 yılında zirvenin bir müzakere aracı olmanın ötesinde, söz konusu yönetişim modelinin bir meşruiyet testinden geçeceği, ancak üzerinde küresel anlamda en geniş mutabakatın sağlandığı İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesinin taraflarını bir araya getiren COP’ların çok taraflılığına bir alternatif olmadığı ve COP süreçlerinin nasıl iyileştirilebileceği yönünde bir tartışma yürütülmesi gerektiği görüşü yaygın. 

Yeni Ulusal Katkı Beyanları – NDC’lerin resmi gündemde yer almaması şaşkınlık yaratırken, adil geçişin özellikle Küresel Güney ülkelerinin ve sivil toplum örgütlerinin bayrak konusu olmaya devam etmesi bekleniyor. Dünyadaki jeopolitik gerilimler, belirsizlikler ve yükselen iklim karşıtı hareketler göz önünde bulundurulduğunda kazanımlardan geri adım atmamanın COP30’un temel başarı kriteri olabileceği konuşuluyor. İklim finansmanı ve kalkınma finansmanının bütünleştirilmesi, dolayısıyla iklim finansmanının sosyal önceliklerle uyumlandırılması ihtiyacı öne çıkıyor. Bu konu incelendiğinde küresel ölçekteki kaynak akışlarının ülke gelişmişlik düzeyleri arasındaki eşitsiz dağılımı ve finansman araçlarında gelişmekte olan ülkelerin borçluluğunu artırır nitelikteki kredi/hibe dengesizlikleri ana gündem maddelerinden bazıları. Mevcut iklim finansmanının yüzde 70’ten fazlasının enerji ve ulaştırma sektörlerine yönelimi, adil geçiş temelli sosyal politika ve toplumsal kapsayıcılık alanlarını destekleyen fonları sınırlayan bir nitelik taşıyor. Özel finansman araçlarının ağırlıkta olduğu iklim finansman mekanizmalarının borç döngüsünü beslediği ve özel finansman akımları doğrultusunda kamusal önceliklerin belirlenmesinin uygun olmadığı vurgulanıyor. Ayrıca, yeni kamusal mekanizmaların geliştirilmesine, özel sektörün bu süreçlerde strateji belirleyici değil, destekleyici rol oynamasına ihtiyaç duyuluyor.

Genellikle teknolojik ve finansal yeterlilikle ilişkili bir gündem olarak ele alınan enerji dönüşümünün, aslında stratejik bir manevra alanına evrildiği de vurgulanıyor. Çin’in yenilenebilir enerji ekipmanları, batarya, nadir toprak elementleri ve sanayi altyapısı üzerindeki tedarik zinciri hakimiyetini artırma çabaları fosil yakıt bağımlılığından teknoloji bağımlılığına kayma kaygısını doğuruyor. Enerji dönüşümü bağlamında teknoloji paylaşımı ve çok taraflı iş birlikleri gündemi geçerliliğini korurken, bu gündemi destekleyecek karbon fiyatlandırma mekanizmaları ve fosil yakıtlardan çıkış konuları öne çıkıyor.

Avrupa’daki güvenlik endişelerinin iklim hassasiyetinin önüne geçmesi gibi gelişmeler ve sağ milliyetçi akımların yükselmesi, COP kararlarının uygulama kapasitesini sınırlandıran unsurlar arasında yer alıyor. 

Küresel ölçekte ise gelişmekte olan ülkelerin kalkınma hedeflerini riske atmadan karbonsuzlaşma stratejilerini uygulayabilmeleri için uzun vadeli finansman mekanizmalarına duyulan ihtiyaç, COP30’un en kritik gündemlerinden biri olarak öne çıkacağa benziyor. 

Türkiye İçin Öne Çıkanlar

Türkiye özelinde yapılan değerlendirmeler iklim ve kalkınma politikalarının birbiriyle bütünleşik olarak ele alınması gerektiği yönünde güçlü bir fikir birliği ortaya koyuyor. Türkiye’nin ekonomik yapısal kırılganlıklarının giderilmesi ve sanayide katma değerli üretime geçiş ile enerji dönüşümü aynı yönlü çıktıları işaret ediyor: dış ticaret açığının, cari açığın, enerji açığının ve teknoloji açığının kapatılması. 

Kalkınma ve iklim hedeflerinin kesiştiği bu çerçevede, enerji sektörü hem dönüşümün ivme kazandığı hem de en fazla yapısal dönüşüme ihtiyaç duyulan alan olarak dikkat çekiyor. Elektrik üretimindeki yenilenebilir kapasite artışları ve iddialı 2035 hedefleri olumlu gelişmeler arasında yer alsa da Türkiye’de resmi bir kömürden çıkış hedefi ve planının eksikliği enerji dönüşümünün ilerlemesini zayıflatan temel unsur olarak göze çarpıyor. Son kullanıcı sektörlerde (bina, ulaştırma, vb.) karbonsuzlaşma stratejileri hazırlığının yavaş ilerlemesi de yenilenebilir enerji hedeflerin gerçekleşmesini gölgeleyen alanlar olarak ifade ediliyor. İyi işleyen bir ulusal emisyon ticaret sisteminin sektörlerde karbonsuzlaşmaya yönelik çalışmaları motive edecek bir unsur olduğuna dikkat çekilirken fosil yakıt teşviklerinin bu motivasyonu ve ETS’yi bozucu etkisine dikkat çekiliyor. 

Ayrıca, enerji dönüşümünün teknik unsurların ötesine değinen sosyal ve ekonomik boyutlarının da planlanması gerektiği sıklıkla ifade ediliyor. Adil geçiş kavramı resmi politika belgelerinde kabul görmeye başlamış olsa da fosil yakıtlardan çıkışa dair bir yol ve takvim olmaması bu konuyu çerçevesiz bırakıyor. Bu bağlam dahilinde, COP28’de kabul edilen ve ülkelerin enerji dönüşümünü sosyal adalet ve kapsayıcılık ilkeleriyle bütünleştirmesi için yeni bir uluslararası işbirliği çerçevesi sunan Adil Geçiş Çalışma Programı’nın (Just Transition Work Programme) Türkiye açısından adil geçişin yönetişim ve finansman boyutlarını güçlendirmek için önemli bir referans noktası oluşturabileceği düşünülüyor. 

Dönüşümün taşıdığı bölgesel unsurlar, yereldeki aktörlerin sahip olduğu bilgi birikiminin ulusal politikalara yansıtılması için belediyeler ve ulusal/yerel sivil toplumun sürece dahil edilmesini kritik bir noktaya taşıyor. İklim Kanunu kapsamında belirlenen yerel iklim değişikliği eylem planlarına dair hazırlık sürecinin 2026’da başlaması, sivil toplumun yerel deneyimleri politika üretim süreçlerine aktarmak için bir fırsat olarak değerlendiriliyor.

Bununla birlikte, şeffaflık raporlamaları Türkiye’nin uluslararası itibarını artırabilecek güçlü bir fırsat alanı sunuyor. Düzenli hazırlanan bu raporların sosyal, çevresel ve ekonomik etkileri ortaya koyması için Türkiye’de etki değerlendirmesi kapasitesinin geliştirilmesi büyük önem arz ediyor. Artan kapasite ile birlikte uluslararası yükümlülüklerin etkin bir biçimde yerine getirilmesi ülkenin iç politika tutarlılığını destekleyerek alternatif finansmanın önünü açması açısından değerli bir imkan sunabilir.

COP31 Yolunda Türkiye

Toplantının sonuç bölümünde, Türkiye’nin COP30’a giderken hem ulusal hem uluslararası düzlemde yeni bir koordinasyon kapasitesine ihtiyaç duyduğu gündeme alındı. Ortak görüş sağlanan temel konu alanları politika tutarlılığı ve toplumsal kapsayıcılık etrafında şekilleniyor:

  1. Kömürden çıkış ve enerji dönüşümü için net bir takvim ve yol haritası oluşturulmalı.
  2. Adil geçiş politikaları sektörel ve bölgesel ölçekte planlanmalı.
  3. Şeffaflık raporlaması süreçleri etki analizleriyle desteklenmeli.
  4. Sivil toplumun karar alma süreçlerine katılımı sağlanmalı.

COP31 adaylık süreci devam eden bir ülke olarak Türkiye’nin potansiyel bir ev sahibi olarak iklim finansmanı, adil geçiş ve politika bütünlüğü alanlarında örnek bir uygulama çerçevesi oluşturmasının önemi vurgulandı. Temel yol haritası olarak ise iklim hedeflerinin kalkınma vizyonunun merkezine yerleştirilmesi ve toplumsal tabanın sürece dahil edilmesi görüşü öne çıkıyor. 

Türkiye’nin COP31’e doğru iklim eylemliliğinde dünyada yükselen gerici cepheye karşı sembolik değil ilerici adımlar atması gerekiyor. Bunu yapabilmek için de öncelikle iklim değişikliğine karşı ulusal tutumunun, hedeflerle uyumlu hale getirilmesi gerekli. Politika tutarlılığı, uzun vadeli hedeflere nasıl ulaşılacağına dair yol net haritaları, şeffaflık, fosil yakıtlardan aşamalı çıkış takviminin oluşturulması, bu süreçteki muhtemel zorluklarının tüm paydaşlar tarafından konuşulabileceği diyalog ortamlarının oluşturulması, kamu ve sivil toplum arasındaki mesafenin diyalog yoluyla aşılması gerekiyor. Ekonomi politikaları, enerji dönüşümü, sanayi dönüşümü, adil geçiş bir arada ele alınmalı. 

Benzer Yazılar